03 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 18:22
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Sır içinde sır: Huseynî olmak / Hüseyin Beheşti
 
 
Hamd önde de sonda da Rahman ve Rahim Allah’a(a.c)dır.
 
Allah’ın salât ve selamı yarattıkları içerisinde en güzeli, sırrının koruyucusu, âlemlere rahmet Hatem’ul Enbiya Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak Ehl-i Beyt’i üzerine olsun.
 
Allah’ın(a.c) rahmetinden kovulmuş şeytandan Rahman Rabb’e sığınırız.

"İnananlardan öyle erler var ki Allah'a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar sözlerini, özlerini hiçbir surette değiştirmediler."(Ahzap/23)

Sırların içindeki sırlardı Ehl-i Beyt. Evvelki sohbetlerimizde bu konu üzerine sizlerle müşaverede bulunmuştuk. Bugün ise günümüz dünyasında nasıl Huseynî olunur onu tartışmak istiyorum. Elbette bu konuyu tartışmamızın nedeni gözlerin yaşlara duçar olduğu matem ayında olmamızdır. İmam Huseyn(a.s)’ın mürtet Yezit ve ordusu tarafından Ehl-i Beyt’i ile birlikte şehit edilişinin bir yıldönümü daha geldi çattı. Bu zamanlarda ne yapılır? Biz imanen zayıflar bu günleri kendimiz için teberrük bilir ve temizlenmek için uğraşırız. Diğer bir taraftan kendi sinelerimizi Resul(s.a.)’ün evladının acısıyla dağlar, gözyaşı dökeriz. Sizlere sorarım bu nafile bir uğraş mıdır? Yoksa bazılarının dedikleri gibi bu ümmet yılın her ayı ağlıyor, bırakın da muharrem’de yani yılbaşında ağlasınlar düsturunu mu benimsemeliyiz. Sizlere soruyorum hangisini? Ayet şöyle buyuruyor: “Allah ve Resul’ü(s.a.a) size nefislerinizden daha evladır”. Öyleyse sizlere bir kez daha soruyorum, acaba birinizin evladı ölse ya da şahadet mertebesine erişse ağlamaz mısınız? Sinelerinizi dövmez, ağıtlar, mersiyeler yakmaz mısınız? Elbette yaparsınız. O zaman sizin nefsinizden daha evla olan Resul(s.a.a)’ün oğlu için gözyaşı dökmeyi, sineleri dövmeyi, ağıtlar, mersiyeler yakmayı neden beyhude bir uğraş olarak görmektesiniz? Yapmayın Ey müminler! Resul’ü(s.a.a) ve Ehl-i Beyt’ini ne çabuk unuttunuz?
Bu ay Muharrem ayıdır. Yas ayı, matem ayıdır. Gözler bu ayda yaşla dolar, ümmete kurban olan Huseyn’e(a.s) ağlar. Bu ay Huseynî olmak için atılan ilk adımdır. Bu ayda kuvvetlendirir insan imanını. Ve bu ayda Kevser havuzu sizlere akar. Unutun Emevî’den kalan şirklere duçar dini ve teslim olun Huseynî(dolayısıyla Muhammedî) İslam’a.
 
Şimdi gelelim bugünkü konumuza: Huseynî olmak! Her zaman şöyle bir düstur belirlemişizdir kendimize ve bayrak bir cümlemiz vardır her daim: “Fatıma ve evlatları koca bir devrimdir insan için. Yaşayan, dipdiri bir devrim”. Ancak bizler bu cümleyi dilimize pelesenk etmemize rağmen mübarek bir kıyam gerçekleştiren Hz. Huseyn(s.a) ve yetmiş iki Kerbela şehidini hayatımızın hiçbir noktasında örnek almıyoruz. Ancak ayet-i kerimede Allah(a.c) şöyle buyuruyor: “onlar ilk Allah yolunda kıyam ederler”. İşte bu kutlu kıyamı yapan Kerbela şehitlerini de hayatımızın sürekli diri kalacak yerinde örnek almalıyız.
İmam Huseyn(a.s) muharrem ayının bu günlerinde Kerbela’ya yeni varmıştı. Kafile Kerbela’ya varmış ve insanlar bu günlerde Müslim bin Akil’in şahadet haberini almışlardı. Gözler nemli olsa da, kafilede herkes şahadet sevinciyle sarhoştu. Çünkü daha başından belliydi bu işin menzili: şahadet! Bu yüzden ben bu kafileyi şahadet kafilesi olarak adlandırdım. Onlar daha konuşmamın başında zikrettiğim ayette buyrulduğu üzere “Allah’a verdiği sözde sadakat göstermek”te yarıştılar. Hiçbiri verdiği sözden dönmedi ve Allah’a etmeleri gereken nübüvvet ve velayet şükrünü en güzel şekilde ettiler.
 
Huseyn(a.s), Resul-u Ekrem’in(s.a.a) oğluydu. İsmini bizzat Allah koymuştu Huseyn’nin ve Resul(s.a.a) tarafından cennet gençlerinin efendisi olarak tanıtılmıştı ümmete. Fatıma(s.a)’nın canından çok sevdiği, Resul’ün(s.a.a) her gece görmeden uyumadığı, Ali’nin canından daha çok değer verdiği insandı Huseyn(s.a). Karşısında ise Resul’ün(s.a.a) sünnetini kendi istedikleri şekilde değiştiren, sahte hadisler uyduran, Kuran’ı ayaklar altına alan, İslam halifesinin sarayında içki meclisleri düzenleyen, Ehl-i Beyt’e şeytani bir kinle düşman olan Yezit ve taraftarları.
 
Huseyn’nin şahadet kervanından bahsetmek istiyorum önce. Huseynî olmanın ilk şartı bu kervana katılmaktır. Allah yolunda kıyam etmek ve en sevdiğin şeyi onun yolunda infak etmektir. Bu kervan özgürlük deryasına açılan kapıdır. Bu kervan doğrultusunda akar Kevser. Melekler bu kervanı ziyaret eder ve bu kervandakilere “Rahim Rab’den söylenen söz de, esenlik size sözüdür”(Ya’sin 58).
 
Bu kervan özgürlüğe açılan kapıdır. Onurlu bir sonsuzluk sunar insana. İyiliği emredip, kötülükten men edenler bir saftadır bu kervanda. İnsana onur katar bu kervan. Zulüm ve baskı altında yaşamaktansa isyan etmeyi, özgürleşmeyi tercih edenlerin saflarında yer alıştır bu kervanda bulunmak. Huseynî olmak bu kervanda başlar, şahadet ile son bulur. Resul(s.a.a)’ün : “Bizi sevmek bela getirir” dediği gibi, Huseynî olmanın bedeli de belalara duçar olmaktır. Çünkü Huseynî olmak Muhammedî olmaktır. “Huseyn bendendir, ben de Huseyn’den” buyurmamış mıdır Resul yoksa?
 
Şahadet insana onurlu bir sonsuzluk sunar. Ve şahadet Allah yolunda en sevdiğin şeyi yani canını infak ediştir bir de. Şahadet kervanında bineğin Burak’tır. Gözlerini yuman ise Resul(s.a.a). Ama zordur bu kervan ile yol almak. Öldürmezler seni, işkenceler ederler. Gözünün önünde yakarlar çadırlarını. Öldürürler kardeşini senin önünde. Ama “Allah’ın kanununda değişme olmaz”. O şöyle buyuruyor: “ Siz Allah’a yardım edin ki, Allah da size yardım etsin”. İşte Sünnetullah burada devreye girer. Tüm hepinize onursuz bir yaşamdansa onurlu bir ölümü tercih etmek düşer. İşte Huseynî olmanın ilk karşılığı.
Huseyn’nin kafilesi öyle bir kafileydi ki, döneminin en takvalı insanları o kafileyi doldurmuştu. Cennet bu kafileyi özlüyordu. Ali bu kafile için dua ediyor ve Fatıma bu kafilenin hasretini çekiyordu.
 
Huseyn’nin kafilesinde birisi vardı ki o Resul-i Ekrem’in(s.a.a) aynısı idi. Savaş meydanına çıktığında ürktü insanlar. “Resul geldi” deyip kaçıştılar hepsi. Kaçışacaktılar elbet. Çünkü hepsi farkındaydı yaptıklarının karşılığında ne bulacaklarının. Yezidî olmanın faturasını da sizlere betimleyeceğim ileriki sohbetlerde Allah nasip ederse. Ama önce Huseynî olanı görmeli insan.
Ali Ekber, Huseyn ile Kerbela’ya geldiğinde daha on sekiz yaşındaydı. Ama Huseyn ceddim Muhammed(s.a.a) deyince ona bakardı. İşte Ahzap suresinin zikrettiğimiz ayetinde bahsedilen yiğitlerden biri Ali Ekber(a.s) idi.
 
Dedik ya Huseyn’nin kafilesini cennet özlerdi. Onun kafilesi onur, takva, ilim, özgürlük ile dolu bir kafileydi. Ve Allah tüm bu insanları bu kafilede bir araya getirerek onları şahadet ile onurlandırıyordu. İşte Allah’ın vaadinin gerçekleştiği an bu andır.
 
Onlar Allah’a yardım ettiler ve O’na verdiği sözü tuttular, Allah da onlara yardım etti. Onları şahadet ile ödüllendirdi. Kadın, çocuk tüm bir kafileyi…
 
Özgürlük kervanında bir başka genç daha vardı. İmam Hasan(a.s)’nın oğlu Kasım(a.s). O da Allah’a verdiği sözü tutup imamı ile koyulmuştu yola.
 
“Her ümmeti kendi imamı ile çağırırız” demişti ya Allah(a.c). Ne şanslıydı bu kervanda olanlar. Huseyn cenneti müjdeliyordu onlara. Ve tüm asırlara bir özgürlük dersi veriyordu Huseyn. “Zillete boyun eğmektense ölmek daha evladır” diyordu ashabına İmam(a.s). Ve yine tarihe bir takva dersi veriyordu Huseyn(a.s): “Eğer ceddimin dini ayakta kalacaksa, doğrayın beni ey kılıçlar”. İşte Huseyn(a.s) Kerbela’da Huseynî olmanın sırlarını açıkça seriyordu önümüze.
 
Sizler, Ey Müminler… Allah Resul’ü(s.a.a) size Huseynî olmanın yani Muhammedî olmanın sırlarını “Ben kimin mevlasıysam, Ali de onun mevlasıdır” diyerek sunmuştu. Bunlar sizi ihya edecek şeylerdi. Allah şöyle buyurmamış mıydı sizlere: “Ey iman edenler, Allah ve Peygamberi, sizi diriltecek, size can verecek(sizi ihya edecek) şeylere çağırdıkları zaman onlara icabet edin”(Enfal 24).
 
Huseynî olmanın ilk kuralını Resul Gadir Hum’da yüz yirmi bin sahabenin önünde sunmuştu. Ancak Resul’ün vasiyetini ayakları altına alan bu ümmet, daha sonra şahadet kervanını da sahte mektuplarla kandırıp şehit ediyorlardı.
 
Kerbela’da bir bir can veren Huseyn(a.s) ve yetmiş iki yareni dünya tarihinde eşi görülmemiş bir özgürlük mücadelesi vermiştir. Ve Allah’ın onları ihya edecek bir iş olan bu kıyama davetine hiç tereddütsüz “lebbeyk” demişlerdir.
 
Ey Mümin dostlarım. Bilin ki bugünün mürtet, Yezidî dünyasında Huseynî olmak zordur. Ancak Huseynî olmak menzili Kevser olan bir yola girmektir. Ve Huseynî olmak Allah’a verdiğiniz, kulluk ve velayet sözünü tutmak demektir. Ayetin buyurduğu gibi Huseynî olanlar “özlerini, sözlerini hiçbir suretle değiştirmezler”(Ahzap 23).
 
Bakın! Huseyn sizin önünüze koca bir özgürlük sunuyor. Diyor ki; “yıkın tağutun kalesini ve özgürce yaşayın. Ya da zillete boyun eğmeyip, şereflice ölün!” İşte size Huseynî olmanın reçetesi: İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak!
 
O’na inanıp, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır”(A’raf 157).
 


18.Oca.2008 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar