Hüseyin Işık'ın Ebu Hureyre hakkında dillendirdiği isnadlar yeni olmayıp, Ezher eski müderrislerinden Mahmud Ebu Rayye'nin 40 yıl önce yazdığı hakaret dolu eserlerinden (Advaün ale's-Sünneti'l-Muhammediyye, Şeyhu'l-Madira) yapılmış alıntılardır. Oradaki iftiralara karşı, Sünni dünyadan her biri hacimli 10 civarında reddiye yazılmıştır. Bazıları Türkçe'ye tercüme edilmiştir. (Mesela: Muhammed Ebu Şehbe, "Sünnet Müdafaası", 2. cilt, Rehber Yayınları, Ankara 1990). Bu reddiyelerden biri, Saddam'ın katlettiği alimlerden Abdü'l-Mün'im Salih el-İzzi'nin eseri olan "Difaun an Ebi Hureyre" dir. 1981'de basılan, büyük boy, 515 sayfalık bu kitabın orijinalini "pdf" dosyası olarak indirmek için şu linke tıklayınız:
http://www.waqfeya.com/open.php?cat=20&book=1322
Orada ayrıntıları ile tespit edildiğine göre Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) Hz. Peygamber (s.a.v.) ile 4 yıldan biraz fazla beraber olmuştur. Ancak müslüman oluşu, Medine'ye gelmeden 7 yıl öncedir.
Yani Ebu Hureyre (r.a.) hicretin ilk yıllarından itibaren, Yemen'e gelen elçiler vasıtasıyla hadis işitmeye başlamıştı. Üstelik rivayet ettiği hadislerin sayısı 5000 değil, 1500 civarındadır. Ana hadis kaynaklarındaki mükerrer hadislerin, farklı varyantların, hatta zayıf ve metruk rivayetlerin de toplu sayımından İbn Hazm ve İbnü'l-Cevzi 5374 rakamında ulaşmışlardır. Ahmed Muhammed Şakir'in, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'indeki sayımına göre bu sayı 1579'dur. Oysa tekrarlar dahil 3848'dir. Bir başka araştırmacı Ziyaurrahman el-A'zami'nin Kütüb-i Sitte ve ilaveten Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i üzerinde yaptığı sayım sonucu; tekrarlar hariç: 1336'dır. H. Işık'ın burada zikrettiği ve zikretmediği eleştirilerin tümünü birarada okumak isterseniz, Doç Dr. Osman Güner'in "Ebu Hureyre'ye yönelik Eleştiriler" adlı kitabından bir tane edinmelisiniz. (İnsan yayınları, İstanbul 2001). Yazarın alıntı yaptığı kaynaklar dikkatli bir gözle okunmalıdır. (İbn Abdülbirr değil, İbn Abdilberr! olacak)...
Örneğin Bahreyn valiliği sonrası Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'nin mal varlığına yönelik tutumu sadece ona değil, bütün valilerine karşı takındığı genel idari tavrıdır. Hz. Ömer'in yaptırdığı tahkikat sonucu Ebu Hureyre haklı çıkmış, hatta bunun üzerine Hz. Ömer onu tekrar Bahreyn'e vali olarak göndermek istemiş, ancak Ebu Hureyre bu görevi kabul etmemiştir. Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi dövdüğü, ya da hadis rivayet ettiği için kırbaçlattığı gibi iddiaların hepsi "yalan"dır. Zira birçok sahih rivayette, bizzat Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'den hadis nakletmesini istediği kayıtlıdır. Hz. Ali, Ebu Hureyre'nin son derece saygı duyduğu ve sevdiği Ashab-ı Kiram'dandır. Hz. Ali'nin onu yalancılıkla itham ettiğine dair hiçbir güvenilir kaynakta sağlam bir haber yoktur. Bu isnad ve iftira, sadece İbn Ebi'l-Hadid'in "Şerhu Nehci'l-Belağa"sında, aşırı Şii'lerden Ebu Ca'fer el-İskafi'ye dayandırdığı senedsiz bir haberde geçmektedir ve makbul değildir. Hz. Ali'nin onu "tekzip" ettiği koca bir yalandır.
Hz. Aişe'nin "Kezebe Ebu Hureyre" şeklide kurduğu cümle üzerine yazılmış müstakil makaleler vardır. O devirde hicazlılar "kezebe"yi, "ahtae" (hata etti, yanıldı) anlamında kullanıyorlardı. İbnü'l-Esir de buna işaret etmiştir. Nitekim Hz. Aişe, bir keresinde Ebu'd-Derda (r.a.)'nın rivayet ettiği bir hadis için de yine "kezebe" demiştir. Urve b. Zübeyr İbn Abbas'ı, Hz. Ömer Semure'yi aynı kelimeyle tenkid etmişlerdi. Hz. Aişe (r.anha)'nin Ebu Hureyre'yi (ki cenaze namazını Ebu Hureyre kıldırmıştır) "mürted"likle nitelediğini söyleyen yazar, ve onun bu sözlerine kalben itimad edenler, bir büyük sahabiyi kafir saydıkları için kendileri -maalesef- dinden çıkmış olmaktadırlar. Tevbe ve tecdid-i iman etmedikçe bunlara "mü'min" denemez. Ebu Hureyre (r.a.), fitne zamanlarında herkesle iyi geçinen, herkese hakkı söyleyen, Medine'ye geldiği ilk dönemlerde açlıkla imtihan olmuş, mazlum ve mücahid bir sahabidir. Hz. Peygamber'in ona yönelik özel tebşirat ve tebcilatı vardır....
Hz. Musa'nın elbiselerinin taş tarafından kaçırılması ve çıplak kalması, tamamen Allah'ın yardımıyla gerçekleşmiş bir mucizedir. O sayede, İsrailoğulları'nın "bunda bir deri hastalığı var veya husyeleri büyük" (fıtık nereden çıktı?) şeklindeki dedikodularından kurtulmuştu. Nitekim buna Ahzab Suresi'nin 69. ayeti şöyle işaret eder: "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. O, Allah yanında şerefli idi". Şimdi biz bu ayeti, "Musa" kelimesi yerine "Ebu Hureyre"yi koyarak, Hüseyin Işık'a bir nasihat cümlesi olarak haykırmak istiyoruz. Ölüm meleği'nin gözünün çıkması meselesine gelince; bu konuda yazarın kendisinden nakil yaptığı İbn Kuteybe, "Muhtelifü'l-Hadis"inde: "Musa'nın çıkardığı göz hayali ve temsilidir; hakiki göz değildir" demektedir. Başka bir yorum: "Hz. Musa, meleği kendisine hücum edecek bir insan sanmış ve nefsini müdafaaya kalkışmıştır. Bu da kasdı olmaksızın meleğin gözünü çıkarmasına sebep olmuştur"...
Hz. Musa'nın insan suretindeki ölüm meleğini tanıyamamış olması garipsenecek bir şey değildir. Zira melekler İbrahim ve Lut (a.s.)'a da insan suretinde gelmişler ve onlar bunu önce farkedememişlerdi. Hz. İbrahim onları tanısaydı yemek ikram etmezdi. Keza Hz. Lut da tanımış olsaydı, kavminin onlara kötülük edeceğinden korkmazdı. Melek Meryem (a.s.)'e de gelmiş, o da onun melek olduğunu anlayamamıştı. Tanısaydı, ondan Allah'a sığınmazdı. Aynı şekilde, insan kılığında iki melek Hz. Davud'un yanına girerek onun huzurunda davaya durmuşlardı. O da melek olduklarını tanıyamamıştı. Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e gelerek ona "iman"ı sormuştu. O da kendisini tanıyamamış; "bu seferki hariç onu her gelişinde tanımıştım" demişti...
Gelelim Hz. Adem ile Hz. Musa'nın münakaşasına. Bu hadisin tek ravisi Ebu Hureyre (r.a.) değildir. Hadisin, Bezzar'ın Müsned'inde (I/274; no. 171) Hz. Ömer'den de ! rivayet edildiğini görüyoruz..
Ayrıca Ebu Ya'la'nın Müsned'inde (III/90, no. 1521), Hasan-ı Basri, Cündüb b. Züheyr el-Ezdi adlı sahabiden de aynı rivayeti nakletmiştir. Abd b. Humeyd'in Müsned'inde ise aynı hadis, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'den rivayet edilmiştir. (s. 295, no. 949). Bu üç Müsned'in, Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinden önce derlendiğini hatırlatalım.
Ve son sözümüz:
Anlamaya değil karalamaya çalışan, ümmetin seçkin alimlerinin Peygamberin en seçkin sahabisi sayarak aziz bildikleri bir insanı küçük düşürmeye çalışan bu zihniyeti şiddetle tel'in ediyoruz. Kendi sözünü yazara haykırıyoruz: "Hayret! Binlerce defa hayret!". Bu arkadaşa, Allah'tan hidayet diliyoruz. Bir sözü, Allah Rasulüne ait olduğu halde onun değilmiş gibi göstermek ve alaya almak, onun olmayan sözü ona isnad etmekten aşağı değildir. Vesselam.
1.Suba.2008