31 TEMMUZ 2010
İSTANBUL, 14:32
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Ebu Hureyre’ye yönelik isnadlara cevap / Molla Kasım
 
 
Hüseyin Işık'ın Ebu Hureyre hakkında dillendirdiği isnadlar yeni olmayıp, Ezher eski müderrislerinden Mahmud Ebu Rayye'nin 40 yıl önce yazdığı hakaret dolu eserlerinden (Advaün ale's-Sünneti'l-Muhammediyye, Şeyhu'l-Madira) yapılmış alıntılardır. Oradaki iftiralara karşı, Sünni dünyadan her biri hacimli 10 civarında reddiye yazılmıştır. Bazıları Türkçe'ye tercüme edilmiştir. (Mesela: Muhammed Ebu Şehbe, "Sünnet Müdafaası", 2. cilt, Rehber Yayınları, Ankara 1990). Bu reddiyelerden biri, Saddam'ın katlettiği alimlerden Abdü'l-Mün'im Salih el-İzzi'nin eseri olan "Difaun an Ebi Hureyre" dir. 1981'de basılan, büyük boy, 515 sayfalık bu kitabın orijinalini "pdf" dosyası olarak indirmek için şu linke tıklayınız:
http://www.waqfeya.com/open.php?cat=20&book=1322
 
Orada ayrıntıları ile tespit edildiğine göre Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) Hz. Peygamber (s.a.v.) ile 4 yıldan biraz fazla beraber olmuştur. Ancak müslüman oluşu, Medine'ye gelmeden 7 yıl öncedir.

Yani Ebu Hureyre (r.a.) hicretin ilk yıllarından itibaren, Yemen'e gelen elçiler vasıtasıyla hadis işitmeye başlamıştı. Üstelik rivayet ettiği hadislerin sayısı 5000 değil, 1500 civarındadır. Ana hadis kaynaklarındaki mükerrer hadislerin, farklı varyantların, hatta zayıf ve metruk rivayetlerin de toplu sayımından İbn Hazm ve İbnü'l-Cevzi 5374 rakamında ulaşmışlardır. Ahmed Muhammed Şakir'in, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'indeki sayımına göre bu sayı 1579'dur. Oysa tekrarlar dahil 3848'dir. Bir başka araştırmacı Ziyaurrahman el-A'zami'nin Kütüb-i Sitte ve ilaveten Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i üzerinde yaptığı sayım sonucu; tekrarlar hariç: 1336'dır. H. Işık'ın burada zikrettiği ve zikretmediği eleştirilerin tümünü birarada okumak isterseniz, Doç Dr. Osman Güner'in "Ebu Hureyre'ye yönelik Eleştiriler" adlı kitabından bir tane edinmelisiniz. (İnsan yayınları, İstanbul 2001). Yazarın alıntı yaptığı kaynaklar dikkatli bir gözle okunmalıdır. (İbn Abdülbirr değil, İbn Abdilberr! olacak)...

Örneğin Bahreyn valiliği sonrası Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'nin mal varlığına yönelik tutumu sadece ona değil, bütün valilerine karşı takındığı genel idari tavrıdır. Hz. Ömer'in yaptırdığı tahkikat sonucu Ebu Hureyre haklı çıkmış, hatta bunun üzerine Hz. Ömer onu tekrar Bahreyn'e vali olarak göndermek istemiş, ancak Ebu Hureyre bu görevi kabul etmemiştir. Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi dövdüğü, ya da hadis rivayet ettiği için kırbaçlattığı gibi iddiaların hepsi "yalan"dır. Zira birçok sahih rivayette, bizzat Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'den hadis nakletmesini istediği kayıtlıdır. Hz. Ali, Ebu Hureyre'nin son derece saygı duyduğu ve sevdiği Ashab-ı Kiram'dandır. Hz. Ali'nin onu yalancılıkla itham ettiğine dair hiçbir güvenilir kaynakta sağlam bir haber yoktur. Bu isnad ve iftira, sadece İbn Ebi'l-Hadid'in "Şerhu Nehci'l-Belağa"sında, aşırı Şii'lerden Ebu Ca'fer el-İskafi'ye dayandırdığı senedsiz bir haberde geçmektedir ve makbul değildir. Hz. Ali'nin onu "tekzip" ettiği koca bir yalandır.

Hz. Aişe'nin "Kezebe Ebu Hureyre" şeklide kurduğu cümle üzerine yazılmış müstakil makaleler vardır. O devirde hicazlılar "kezebe"yi, "ahtae" (hata etti, yanıldı) anlamında kullanıyorlardı. İbnü'l-Esir de buna işaret etmiştir. Nitekim Hz. Aişe, bir keresinde Ebu'd-Derda (r.a.)'nın rivayet ettiği bir hadis için de yine "kezebe" demiştir. Urve b. Zübeyr İbn Abbas'ı, Hz. Ömer Semure'yi aynı kelimeyle tenkid etmişlerdi. Hz. Aişe (r.anha)'nin Ebu Hureyre'yi (ki cenaze namazını Ebu Hureyre kıldırmıştır) "mürted"likle nitelediğini söyleyen yazar, ve onun bu sözlerine kalben itimad edenler, bir büyük sahabiyi kafir saydıkları için kendileri -maalesef- dinden çıkmış olmaktadırlar. Tevbe ve tecdid-i iman etmedikçe bunlara "mü'min" denemez. Ebu Hureyre (r.a.), fitne zamanlarında herkesle iyi geçinen, herkese hakkı söyleyen, Medine'ye geldiği ilk dönemlerde açlıkla imtihan olmuş, mazlum ve mücahid bir sahabidir. Hz. Peygamber'in ona yönelik özel tebşirat ve tebcilatı vardır....

Hz. Musa'nın elbiselerinin taş tarafından kaçırılması ve çıplak kalması, tamamen Allah'ın yardımıyla gerçekleşmiş bir mucizedir. O sayede, İsrailoğulları'nın "bunda bir deri hastalığı var veya husyeleri büyük" (fıtık nereden çıktı?) şeklindeki dedikodularından kurtulmuştu. Nitekim buna Ahzab Suresi'nin 69. ayeti şöyle işaret eder: "Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. O, Allah yanında şerefli idi". Şimdi biz bu ayeti, "Musa" kelimesi yerine "Ebu Hureyre"yi koyarak, Hüseyin Işık'a bir nasihat cümlesi olarak haykırmak istiyoruz. Ölüm meleği'nin gözünün çıkması meselesine gelince; bu konuda yazarın kendisinden nakil yaptığı İbn Kuteybe, "Muhteli‏fü'l-Hadis"inde: "Musa'nın çıkardığı göz hayali ve temsilidir; hakiki göz değildir" demektedir. Başka bir yorum: "Hz. Musa, meleği kendisine hücum edecek bir insan sanmış ve nefsini müdafaaya kalkışmıştır. Bu da kasdı olmaksızın meleğin gözünü çıkarmasına sebep olmuştur"...

Hz. Musa'nın insan suretindeki ölüm meleğini tanıyamamış olması garipsenecek bir şey değildir. Zira melekler İbrahim ve Lut (a.s.)'a da insan suretinde gelmişler ve onlar bunu önce farkedememişlerdi. Hz. İbrahim onları tanısaydı yemek ikram etmezdi. Keza Hz. Lut da tanımış olsaydı, kavminin onlara kötülük edeceğinden korkmazdı. Melek Meryem (a.s.)'e de gelmiş, o da onun melek olduğunu anlayamamıştı. Tanısaydı, ondan Allah'a sığınmazdı. Aynı şekilde, insan kılığında iki melek Hz. Davud'un yanına girerek onun huzurunda davaya durmuşlardı. O da melek olduklarını tanıyamamıştı. Cebrâil (a.s.) Peygamber (s.a.v.)'e gelerek ona "iman"ı sormuştu. O da kendisini tanıyamamış; "bu seferki hariç onu her gelişinde tanımıştım" demişti...
Gelelim Hz. Adem ile Hz. Musa'nın münakaşasına. Bu hadisin tek ravisi Ebu Hureyre (r.a.) değildir. Hadisin, Bezzar'ın Müsned'inde (I/274; no. 171) Hz. Ömer'den de ! rivayet edildiğini görüyoruz..

Ayrıca Ebu Ya'la'nın Müsned'inde (III/90, no. 1521), Hasan-ı Basri, Cündüb b. Züheyr el-Ezdi adlı sahabiden de aynı rivayeti nakletmiştir. Abd b. Humeyd'in Müsned'inde ise aynı hadis, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'den rivayet edilmiştir. (s. 295, no. 949). Bu üç Müsned'in, Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinden önce derlendiğini hatırlatalım.

Ve son sözümüz:
Anlamaya değil karalamaya çalışan, ümmetin seçkin alimlerinin Peygamberin en seçkin sahabisi sayarak aziz bildikleri bir insanı küçük düşürmeye çalışan bu zihniyeti şiddetle tel'in ediyoruz. Kendi sözünü yazara haykırıyoruz: "Hayret! Binlerce defa hayret!". Bu arkadaşa, Allah'tan hidayet diliyoruz. Bir sözü, Allah Rasulüne ait olduğu halde onun değilmiş gibi göstermek ve alaya almak, onun olmayan sözü ona isnad etmekten aşağı değildir. Vesselam.



1.Suba.2008 

YORUMLAR (7)

Murat KAYACAN-8.Suba.2008
Yaziya dair sorular
Yazinizi okudum. Bazi sorularim var.
Hz. Ali'yi tekfir eden Haricilerin tumu kafir miydi? Hz. Ali kendisi gibi buyuk bir sahabiyi tekfir ettikleri icin onlardan oldurduklarine Musluman mi yoksa kafir muamelesi mi yapti?

Mucahid kelimesini hangi anlamda kullandiniz?

Elbise kacirma olayi hangi mucize talebi uzerine gerceklesmistir? Inanmayanlarin imanlarini, Hz. Musa'nin elbiselerine ulasamamasi olumlu etkilemis midir? Bir tebligci kendisinde fiziki bir kusur oldugu iddiasi oldugunda vucudunu gostermesi mubah midir? Hayali gozun cikarilmasina inandigimizda aslinda Musa'nin seytanin gozunu cikardigina inanmis olur muyuz olmaz miyiz? Sozgelimi "Kur'an kissalari temsilidir." diyen birisi aslinda o kissalarin vakiiligine inanmakta midir inanmamakta midir? Insan olarak melegin geldigini dusunsek bile melek "Rabbinin davetine icabet et." dediyse, bir peygamber "Sana guvenemedim." diyebilir mi/der mi? Peygamber kendisini vefat ettirmek uzere gelen meleke itiraz edebilir mi?
mustafa koşaca-5.Suba.2008
selam
"Sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir." Uydurma hadisini şiar edinmiş kişiler tüm sahabeyi kutsamakta ve onların yanlışlarını kelime oyunları ile çarpıtarak düzeltme yarışı içine girmektedirler. Kişi inandığı gibi yaşadığı için bu tür iddaları yaşamına müdale gibi görmekte ve savunma amaçlı nerde olduğu farketmez tüm mesnetsiz delilleri gündeme getirmektedir. Bu uğurda bütün ekollerin saygı gösterdikleri alimleri aşırılıkla suçlamaktadırlar. Bu yaklaşım bana birazda Sıffin savaşından sonra ki hakem olayını çağrıştırdı, bilmem niye!!
Yunus Emre-5.Suba.2008
Heyhat
Sayın "Molla Kasım" ne yazık ki Ebu Hureyre konusunda yazılan tek kitabın Ebu Reyye'ye ait olduğunu sanıyor. Oysa Ebu Reyye'den önce bu konuda kitap yazanlar oldu. Bunları bir araştırmalı... Verilen dipnottaki kitabın ana kurgusu Ebu Hureyre kritiğinin hadis karşıtlığıyla gerekçelendirilmesi üzerine kurulu. Oysa doğrusu hadis zinciri silsilesinin cerh ve tadil ilmine tabi tutulması kuralının sahabeyi istisna kabul etmemesi gerektiğidir. Bunun çok basit kanıtı peygamber adına hadis uydurulmaya bizzat peygamber döneminde başlandığı gerçeğidir. Peygamberin bu konudaki "benim adıma hadis uydurmayın" mealindeki sözleri çok açık kanıttır.Ebu Ca'fer el-İskafi Şii değil Mutezili'dir. Bu konuda Mutezile alimlerinden Kadı Abdulcebbar'ın Mutezilenin tabakat'ıyla ilgili eserine başvurulabilir. Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi dövdüğü Tirmizi'de geçmektedir. Bu arada açlıkla imtihan olan Suffe ashabından olan Ebu Hureyre ölürken geride bıraktığı mal varlığına nasıl sahip olmuştur... vb. Heyhat..
Adem SELEŞ-5.Suba.2008
doğruyu doğru söylemek
Her iki yazıyı da okudum. Bu yazıları yazanlar kimlerdir. Bu konuda ne çalışmaları vardır. O doğru bu yanlış demiyorum. Eleştirirken "molla kasım" gibi müstear kullanmayı kendi doğrularına (?) sahip çıkamamak diye yorumluyorum. Yoksa böylesi çıkış ya da itirazlarda iyi niyet aramak boşuna olacaktır.
Bu arada futbol veya siyaset üzerine yazı yazmadığınızın ya da yorum yapmadığınızın farkına varsanız iyi olur.
Selam ve dua ile.
Adem SELEŞ
Şemsettin YILDIRIM-4.Suba.2008
övmek ve yermek niçin?
'Onlar bir ümmetti; gelip geçti.Onların kazandıkları kendilerinin,sizin kazandıklarınız sizindir.Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.'derken Allah,her hangi kimse ile aidiyet ilişkisi içerisine girerek kurtulacağınızı sanmayın,yine onların vebalini de siz taşıyacak değilsiniz mesajını ne kadar da sarih bir şekilde veriyor.Bakara 134. ve 141. ayetlerde tekrarlanan bu mesaj,Kuran'ın uslubunu bilenlere hiç de yabancı gelmez.Bizleri tek bir ümmet yapan daha sonra, evvelkiler gibi parçalanmayın diye tembihleyen Allah'ın mesajını yüzyıllardır çiğneyen İslam toplumu,Ebu Hureyre'lerle uğraşa dursun,Allah Resulu'nun(a.s.) kurmak isteği ümmet vahdeti, maalesef dini sonradan eklemlenen Müslüman Pavluslarla paramparça oldu.Resul(a.s.)bu durumu sürmeli güzel gözleri ile müşahede etse kimbilir belkide,ağlamaktan kan çanağı olurdu.Ne hazin:Ebubekir,Osman,Ali,Ömer gibi değerli halifeleri rivayetlerle mağlub eden,sünnete galebe çalan hadis dininden oluvermek.Hele Kuran'ı 'mehcur'laştırmak
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar