Eğer şer’i zenginlik ve zekat için ölçü koymayan, mükellefin takatine göre; geliştirici, terbiye edici ve arındırıcı olan her ameli zekât cümlesinden sayan bakışımıza katılamayan varsa, aşağıdaki ayete baksın:
“Allah dilediğine hidayet eder, hayırdan ne infak ederseniz kendinizedir.” (Bakara 2/272)
Burada hidayete ermekle hayır yapmanın bir ilişkisinin olduğu açıkça görünüyor. Hayır ise şerrin karşıtıdır. Sınırı tayin edilmemiş her iyiliği niteler. Ancak bunun zekâtla ilişkisi ispat edilmedikçe iddianıza katılamam diyorsa, şu ayeti kıraat etsin:
“Sana ne infak edeceklerini soruyorlar, de: hayırdan ne verirseniz.” (Bakara 2/215)
Hayır sözcüğünün kimi zaman mal anlamına geldiğini hatırladım. Bu durumda hayırla infakın ilişkisi de anlaşılır. Ancak zekatla alakasını henüz anlamış değilim diyorsa şu ayet üzerinde tedebbür etsin:
“Bir tatlı dil, bir bağışlama, arkasından eza gelen sadakadan hayırdır.” (Bakara 2/263)
Demek ki sadakada amaç hayır yapmakmış. Ne pahasına olursa olsun mal çıkarmak, belli bir miktarda çıkarmak, daha çok çıkarmak değilmiş. Bunun için de verenle verilen arasındaki iletişimin sıcak tutulması gerekiyormuş. Doğrusu sadaka-hayır ilişkisi burada çok şaşırtıcı boyutta. Eğer sınırsız iyiliği niteleyen bu hayır kelimesi, Kur’ân’da, bir de zekâtın açıklaması olarak gelmiş olsaydı, o zaman ikna olurdum diyorsa şu ayeti tezekkür etsin:
“Salatı ikame edin ve zekâtı verin, hayırdan kendiniz için ne sunarsanız Allah katında onu bulursunuz.” (Bakara 2/110)
Evet. Hidayetin hayırla, hayrın da infak, sadaka ve zekâtla ilişkisini kavradım. Ancak yine de ben diyorum ki hayrın mal verme dışında güzel eylemleri de kapsadığını gösteren bir örnek olsaydı, işte o zaman problem tam olarak çözülürdü. Söylenecek tek sözüm kalmazdı diyorsa şu örnek üzerinde tefekkür etsin:
“Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları ıslah, hayırdır.” (Bakara 2/220)
Bu anlam dikkatlerden kaçmış olmalı. Hayret, doğru! Eğer Kur’ân’da, ikiyüze yakın yerde kullanılan şu hayır kelimesi, zekâtın kapsamına giriyorsa artık susuyorum. Konu benim için bitmiştir diyorsa şu ayeti de teberrüken okusun:
“Toplantılarının çoğunda hayır yok, ancak sadakayı veya marufu veya insanların arasını ıslahı emreden başka!” Nisâ 4/114.
Bazıları etrafta propaganda yapabilmek için Hz. Peygamber (s.a) ile özel görüşme talebinde bulunurlardı. Böylece büyüklüklerini kanıtlamış olacaklardı. Kur’ân, bu tür olumsuz duyguların önüne geçmek için şöyle demişti:
“İnananlar! Peygamberle necva yapacağınızda, necvanızdan önce sadaka verin; bu, sizin için daha hayırdır…” (Mücadile 58/12-13)
Sadr-ı İslam’da, kişisel düşkünlükleri önlemek için sadaka teklif eden, devamında da salat ve zekata geçiş yapan bu ayetin, günümüzdeki siyasi, ticari ve şahsi çıkar toplantılarındaki dinsel gevezeliklere diyeceği bir şey yok mudur?
“Salat”la devam edecek
27.Oca.2008