Salâta anlam taşıyan sözcüklerden birisi de “secde” dir.
Ehli bilir ki Kur’ân, mahiyeti farklı olan üç secdeden söz eder. Bunlardan birisi varlıkların Yaradan’a tekvini secdesidir. Diğeri, halifenin Yaradan’a teşrii secdesidir. Üçüncüsü ise yeryüzü meleklerinin halifeye teshiri secdesidir.
Bütün varlıklar, insanın bilgisi karşısında uysallık durumundadır. Ama bilen insanın kendisi, hep bilen Yaradan’a karşı alternatifli bir duruş imkanına sahiptir. Kur’ân, varlıkların bu uysal durumunun, halifenin duruşuna rehber olması için temsili bir diyalog hatırlatır:
- Ben yeryüzünde bir halife belirliyorum!
- Orada bozgunculuk yapan ve kan döken birisini mi belirliyorsun?
- Oysa biz övgünü tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz!
- Sizin bilmediklerinizi bilirim.
- (Adem'e bütün isimleri öğretir, sonra onları meleklere sunar) Eğer doğruysanız, şunların isimlerini bana haber verin!
- Tesbih sana! Bize bildirdiğinden başka bilgimiz yok! Sensin hep bilen, hep hikmetli!
- Adem! Bildir onlara niteliklerini!
- (Adem niteliklerini bildirince) Dememiş miydim, ben gökler ve yerde görünmeyeni bilirim, açıkladığınızı da gizlemekte olduğunuzu da bilirim! Secde edin Adam’e!
Bakara 2/30-34’den özetle.
Varlıkların Adem’e yaptığı bu secde, Ademoğlunun ıslah-fesat, hak-batıl serüveninde “salat”a geçiş yapması için hatırlatılmıştır. (Bakara 2/30-46)
Yukarıdaki özet metin, muhtevası aynı olan diğer pasajlarla birlikte düşünüldüğünde; yeryüzü meleklerinin varlıklardan kinaye olduğu, isimlerden maksat onların nitelikleri olduğu, onların beşere değil ruh üflenen Âdem’e secde ettikleri, secde edilenin de sadece Âdem değil bütün adamlar olduğu anlaşılacaktır. Nitekim yeryüzü melekleri halifeye secde etmekle, bütün varlıklar, bütün insanların her türlü, "insâ", "nesh", "tebdil", "mahv" ve "teshîr" ine amade olmuşlardır.
Burada üzerinde durmak istediğimiz asıl husus ise, varlıkların insanlar karşısındaki zorunlu melekiyetinden, insanların Allah’a karşı olan sorumlu melekiyetine geçiş yapan Kur’ân üslubuna dikkat çekmektir.
Unutulmamalıdır ki diğer varlıklar arasında insanı farklı kılan şey onun “bilme” imkanıdır. Yukarıda özetlediğimiz temsili diyalogda bu imkana yeteri kadar vurgu yapılmıştır. Bu nedenle Kur’ân, hacerden şecere, şecerden beşere bütün varlıkların tesbih ve secdesinden, halifenin tesbih ve secdesine geçişler yapar ve bilme imkanına paralel olarak da vurguyu artırır:
“Ayetlerimize, hatırlatıldığında, büyüklenmeden secdelere kapananlardır.” Secde 32/15.
Bu ayette, tercihli secde söz konusu olduğundan, yukarıda özetlediğimiz pasajdaki “secde edin” üslubu, “büyüklenmeden secdelere kapananlar” a dönüşmüştür.
Ulemaya göre yukarıdaki ayet, okunduğunda secde edilmesi gereken ayetlerden birisidir. Ancak onlara göre ayetin maksadı oldukça kapalıdır. Çünkü kırsal kesimde okuyanın sesinin aksi sadasına, papağının okuyuşuna, elektronik aletten okunana ve bant yayınına secde etmenin gerekip gerekmediği açık değildir. Secde için kıbleye dönmeli mi? Arka arkaya iki kere mi yapılmalı? Secdeden sonra oturmalı mı ayağa mı kalkmalı? Secde ayeti olduğunu bilmeyen sorumlu olur mu? Bu secde abdestsiz yapılır mı? Secde vacip mi, nafile mi? Secde etmeyenin sonradan kaza etmesi gerekir mi gerekmez mi? Uzayıp giden bu sorulara da ayette cevap yoktur.
Bu sorular ve aranan cevaplar, dini çoğaltmaya yol açan Yahudileşme temayülüdür. Oysa bu tür ayetlere dikkatle bakılırsa, Kur’ân’ın insan secdelerinde ve salatlarında, biçime değil öze, keyfiyete değil mahiyete yöneldiği görülecektir.
Tesbih, secde ve salâtın anlamı hakkında bilinenlerle yetinerek bir hususa işaret etmek istiyoruz. O da şudur. Bu üç kelimenin Kur’ân’daki kullanımlarında açığa çıkan ilişki göz önüne alınırsa, insanın kavrama kabiliyeti arttıkça, elbette salâtın seyelanının da artacağı anlaşılmış olur. Başka bir ifadeyle, bu sözcükler içsel ve bilişsel itaati anlamlandırmada eşit olsalar da faillerinin kapasitelerine göre derinlik kazanırlar.
Nitekim Kur’ân üslubunda; bütün varlıklar Allah’a tesbih, secde ve salât ile itaat ederler. Öte yandan melekler de insana secde ve Peygambere salât ederler. Ancak bütün bu tesbih, secde ve salâtların yönü aşağıdan yukarıyadır. Yaradan’ın varlıklara ve halifeye, halifenin de meleklere secdesi en azından Kur’ân üslubuna yabancıdır. Tabir caizse üstün asta secdesi yoktur. Yani secde tek taraflıdır. Hatta müminlerin Allah’ı tesbih etmeleri ve O’na secde etmeleri de tek taraflıdır.
Ama adamın salâtı başkadır. Salat bilişseldir. Aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya olmak üzere iki yönlüdür. İşte tesbih ve secdede bulunmayan şey salattaki bu çift yönlülüktür.
Salâtın ne olmadığına kısaca temas ettik. Ne olduğu ile devam edeceğiz.
Devam edecek
18.Suba.2008