09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:15
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
   
Kur’ân, insanın bilen yönüne salâtla, sürekli çelişen yapısına ise zekatla seslenmekte, bu ikiliyi birlikte anarken salâtı hep zekata takdim etmektedir.
 
Çünkü salât için var edilmişlik yeterlidir. Bu da asıldır ve önce gelmelidir. Zekat için ise edinilen bir varlık gereklidir. Bu da talidir ve sonra gelmelidir.
 
Kuşların devamlı salât vazıyetinde oluşları, varlıklarının devamlılığındandır. Zekatta bulunmamaları ise varlık edinemediklerindendir. Oysa adamlar isterlerse salâtlarında da, zekatlarında da devamlı olabilirler. (Me’âric 70/23-25)
 
Hemen söylememiz gerekir ki zekatın temelinde nefsi arındırma boyutu hep var olduğu gibi, salâtın temelinde de bilme boyutu hep vardır.
 
Kur’ân, sarhoşların ne söylediklerini bilinceye kadar salâta yaklaşmalarını yasaklamaktadır. Yani salât etmek için bilinçli olmak gereklidir. İkame edilmesi istenen salât için de, muhafaza edilmesi istenen salât için de durum aynıdır. Çünkü inkarın temelinde bilmemek bulunduğu gibi, imanın simgesi olan salâtın temelinde de bilmek vardır. (Nisâ 4/43, Zümer 39/9, Nisâ 4/162, Fâtır 35/28-29, İsrâ 17/107-111, Tevbe 9/11, Bakara 2/238-239)
 
Ancak bu biliş, Kur’ân üslubunda, maişet bilgisi değildir. Anlamaya, tanımaya, öteyi bilmeye ve iman etmeye yükselten bir bilgidir. İman da sadece inanma değil, aynı zamanda tasdik etme ve onaylamadır. Tasdik ise, karşı tarafta bilinçli bir faili gerekli kılan eylemdir. İman eden kulun tasdik ettiği şey aslında, Allah’ın da onayladığı şeydir. Bu nedenle ilahi esmadan birisi “el-Mü’min”dir. (Haşr 59/23)
 
Bu noktada iman, Mukaddes kitaplarda Dinin üzerinde durduğu “ahd”i hatırlamakla aynı anlama gelir. Ahit de iki fail arasındaki sözleşmedir. Kur’ân, ahdin, yargılanma esnasında insanların bilmiyorduk (gafildik) dememeleri için, Allah ile bütün insanlar arasında gerçekleştiğini söyler. (A’râf 7/172, Yâsîn 36/60) İmana ulaşmak, işte bu ahdi hatırlamak ve gereğini yerine getirmektir:
 
“İsrail oğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın, ahdimi yerine getirin ki ahdinizi yerine getireyim!” (Bakara 2/40)
 
Bu ayetten sadece iki ayet sonra, “Salâtı ikame edin!” denmesi, ardından da, “salât ile yardım isteyin!” denmiş olması, dikkatleri celbeden bir husustur. Aslında bu ayetin bulunduğu pasajdaki söz akışıyla, bilme, iman ve ahit temeline oturan salâtın muhtevası da vuzuha kavuşmaktadır. Bu muhteva yardım dilemek (istiane) dir.
 
Yardım dilemek ve yardım etmek (nasr), yani yardımlaşmak için de iki fail gereklidir:
 
“Allah’a yardım ederseniz, size yardım eder.” (Muhammed 47/7) 
 
Salatın temelinde ilim, irfan, iman ve ahit, muhtevasında ise yardım dilemek bulunduğunu doğrulayan hususlardan birisi de “zikir” sözcüğüdür. Ancak özellikle belirtmemiz gerekir ki Kur’ân’daki zikir, sadece “ad anmak” değildir. Gaflet ve nisyanın zıddı olan anmadır. Yükümlülüğü ve mukabil bir farkındalığı gerekli kılan hatırlamadır. Yani eğer bilinen, güvenilen, ahit verilen ve yardım talep edilen biri hatırlanacaksa, o da hatırlayacaktır:
 
“O halde zikredin beni, zikredeyim sizi. (Bakara 2/152)
 
Bu ifadenin de, ilim ve hikmete vurgu yapan bir ayetten hemen sonra bulunması, salât ile yardım istemeyi öğütleyen bir ayetten de hemen önce yer alması çok dikkat çekicidir.
 
Kaldı ki Kur’ân, salâtın zikir için olduğunu ifade etmiş, hatta zor zamanlarda eda edilen kısaltılmış salâtın tamamlayıcısının zikir olduğunu göstermiştir. Yine, Toplanma Gününde alışverişi bırakıp hemen koşulması istenilen şey, Kur’ân dilinde, salâttır. Ama bu biraz ilerde zikir olmakta, fakat daha sonra yine salât olmaktadır. Yani salât ve zikir, neredeyse aynı şeye anlam veren muhtevaları nedeniyle, Kur’ân’da biri diğerinin yerine kullanılmıştır. (Ankebût 29/45, Tâhâ 20/14, Nisâ 4/103, Cuma 62/9-10)
Çünkü “iman”, “ahit”, “zikir” ve “nasr” gibi “salât” da karşılıklıdır. Bu nedenle Allah ve melekleri Peygambere salât etmişler, Peygamber de Allah’a ve müminlere salât etmiştir. Müminler Allah’a salât etmekte, Allah da müminlere salât etmektedir.
 
Devam edecek
 


24.Suba.2008 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  Allah Konuşur (mu?) (Vahiy III) / Ahmet Baydar
  Nur Üstüne Nur (Vahiy II) / Ahmet Baydar
  Asalet ve Vahiy (Vahiy I)
  Salât Oyunu Bozar (Değerlerin Derece Düzeni XIX)
  Salât ve irtidat (Değerlerin Derece Düzeni XVIII)
  Salât Ademcedir (Değerlerin Derece Düzeni XVII)
  Salavât, kıyamla muhafaza edilir (Değerlerin Derece Düzeni XVI)
  “Salât”ı zayi etmeyin! (Değerlerin Derece Düzeni XV)
  Salavât getirmek salat etmek midir? (Değerlerin Derece Düzeni XIV) / Ahmet Baydar
  Salat: Bilişsel yöneliş (Değerlerin Derece Düzeni XIII)
  Salat ne değildir? (Değerlerin Derece Düzeni XII)
  Balığın Karnında Namaz! (Değerlerin Derece Düzeni XI)
  Tekvîni ve Şer’î Salât (Değerlerin Derece Düzeni X)
  Dinsel gevezelikler ve zekât (Değerlerin Derece Düzeni IX)
  Zekatta Hicret Yanılgısı (Değerlerin Derece Düzeni VIII)
  Tüm Yazılar