31 TEMMUZ 2010
İSTANBUL, 14:32
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
   
Salavât getirmek salat etmek midir? (Değerlerin Derece Düzeni XIV) / Ahmet Baydar
 
İzleyen memur, amirine uymaktadır. İzleyen çocuk annesinden yardım istemektedir. Ama izleyen amir, memurunun sorunlarına eğilmekte, izleyen anne ise çocuğunu tehlikeden korumaktadır.
 
Yani astın üstü izlemesi ile üstün astı izlemesinde anlam, kuvvet ve işteşlik değişir. Fiiller çıkış yerlerine ve yönlerine göre anlam, ağırlık ve işteşlik imkanı kazanır.
 
Kur’ân’daki “Salat etme” fiili de böyledir. Kuşlar Allah’a, Melekler de Peygambere salat eder. Ancak Allah kuşlara, Peygamber de meleklere salat etmez. Allah, Peygamber ve müminler ise birbirlerine salat ederler:
 
“Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Ona salat edin.” (Ahzâb 33/56)
 
Bu ayetteki salât etmek, genelde Peygambere “salavat getirmek” şeklinde anlaşılmış, buna dayanılarak Allah’tan bir hacet isterken Peygambere salavat getirmeyi gerekli görenler olmuştur. Ancak bu, sahabe zamanında örneği bilinmeyen garip bir tevessül türüdür. Bundan daha garip olanı ise yine bu anlamdan doğan şu inançtır: “Hz. Peygambere salât, ibadetlerin en üstünüdür. Çünkü bunu bizzat Allah ve melekleri de üstlenmiştir.” (Nakleden, Kurtubî)
 
Son zamanlarda, salat sözcüğüne hemen herkes istediği anlamı veriyor. Dilediği yere çekiyor. Bu tür çalışmaların saikleri üzerine  söylenmesi gereken çok şey var. Ancak bu, başka bir yazı dizisinin konusu.
 
Oysa anlam tayini ve kontrolü için daha basit yöntemler de var. İlk surelerde salat etme fiili, zıddıyla birlikte kullanılmıştır. Zıddının, sırtını dönmek, yüz çevirmek, üstlenmemek anlamında olduğunda herkes ittifak hâlindedir. (Tevellâ kelimesi için bkz. Alak 96/10-13, Kıyamet 75/31-32)
 
Bu durumda salat etmenin, yönelmek, izlemek ve arka çıkmak anlamı açığa çıkmış olur. İlk dönem sözlükleri de bunu doğrular.
 
Fiilin farklı makam ve yönlerdeki anlam, kuvvet ve işteşlik farkı göz önüne alınırsa, bu, salatın Kur’ân’daki temsili dil sisteminde yerini bulan; “yardım istemek” terimsel anlamıyla da örtüştüğü görülür.
 
Yani yukardaki ayetteki, Allah’ın elçisine yardım etmesi üstün asta salâtıdır. Allah, Elçisine melekleriyle vahyeder, onun önünü açar. Ama Elçi bu yardımın tahakkukuna kadar geliş yönünün farkında olamaz. Çünkü Allah’ın salatının temelinde beşerin imkanlarını aşan ilahi ilim vardır. Müminlerin Peygambere, yani astın üste salâtı ise, müminlerin onu izlemeleri, ona bağlanmaları ve arka çıkmalarıdır. Nitekim bu ayet, “Tam bir kabulle bağlanın” ifadesiyle son bulmaktadır. (Aynı ifade için bkz. Nisâ 4/65)
 
İşte Peygamberin müminlere salavatı da bu mana ile anlam kazanır. (Tevbe 9/99) Peygamber, müminleri tanır, onlara yönelir, onlarla ilgilenir, onlar için dua ederse onlara salât etmiş, başka bir pasajda ifade edildiği gibi, kendisini izleyenlere şefkat kanadını indirmiş olur. (Şuarâ 26/215, Hicr 15/88) Kısaca, sözleşmelerini tasdik etmesinden, cenazelerinde onlara dua etmesine kadar bütün yaptıkları salât cümlesindendir. Nitekim ittiba etmeyenlere salât etmesi ve kabirleri başında durması da yasaklanmıştır. (Tevbe 9/84,103)
 
Allah’ın salavat ve rahmetinin kulların üzerine olması da, elbette onlara “salavat getirmesi” değil, her türlü yardım ve rahmetinin onların üzerine olmasıdır. (Bakara 2/157, Ahzâb 33/41-43)
 
Evet, Müddesir Suresinin 43. ayetindeki “musallin” kelimesi de “salat etmek” ten özne bir isimdir. “İzleyenler” demektir.
 
Yani buradaki de, ikame etmek ve muhafaza etmek fiilleriyle, bezen de vakitlerle mukayyet olarak zikredilen es-Salat değildir. “Salat” ile “Vusul” ün aynı kökten olmadığını fark edemeyen modern müçtehit rahat olsun.
 
Ama es-Salat kesinlikle onun sandığı gibi değildir. Kur’ân’ın sıkı dokunmuş üslubu her türlü şeytanlığa kapalıdır.
 
Devam edecek


2.Mart.2008 

YORUMLAR (2)

Recai Karacan-30.Eyl.2008
Neresi Zorlama?
Ahzab 56'da "alâ en-nebi" var, doğru. Ama ayrım "alâ en-nebi" şeklinde değil de "salli alâ" şeklinde yapılırsa daha sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir. Nitekim bu yazı "Salat Etmek" üzerine. Bildiğim kadarıyla "salla" fiili "alâ" harf-i ceriyle kullanıldığında "desteklemek, arka çıkmak" anlamınını yükleniyor.
yavuzkaya-15.Agu.2008
Zorlama
tefsir mi-tevil mi(açmamı-döndürme mi) anlayamadım ama şurası kesin "zorlama"
Ahzab 56 da sadece nebi değil alennebi var...anennebi ast mı üst mü...el vicdan
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  Allah Konuşur (mu?) (Vahiy III) / Ahmet Baydar
  Nur Üstüne Nur (Vahiy II) / Ahmet Baydar
  Asalet ve Vahiy (Vahiy I)
  Salât Oyunu Bozar (Değerlerin Derece Düzeni XIX)
  Salât ve irtidat (Değerlerin Derece Düzeni XVIII)
  Salât Ademcedir (Değerlerin Derece Düzeni XVII)
  Salavât, kıyamla muhafaza edilir (Değerlerin Derece Düzeni XVI)
  “Salât”ı zayi etmeyin! (Değerlerin Derece Düzeni XV)
  Salavât getirmek salat etmek midir? (Değerlerin Derece Düzeni XIV) / Ahmet Baydar
  Salat: Bilişsel yöneliş (Değerlerin Derece Düzeni XIII)
  Salat ne değildir? (Değerlerin Derece Düzeni XII)
  Balığın Karnında Namaz! (Değerlerin Derece Düzeni XI)
  Tekvîni ve Şer’î Salât (Değerlerin Derece Düzeni X)
  Dinsel gevezelikler ve zekât (Değerlerin Derece Düzeni IX)
  Zekatta Hicret Yanılgısı (Değerlerin Derece Düzeni VIII)
  Tüm Yazılar