31 TEMMUZ 2010
İSTANBUL, 14:33
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Milli Görüş belediyeciliği 2009: Bir kavramsal çerçeve önerisi / Kenan Çamurcu
 
 
“Küreselliğin yerelleşmesine, yerelliği küreselleştirerek karşılık vermek ve kenti küresel rekabete hazırlamak”
 
MİLLİ GÖRÜŞ BELEDİYECİLİĞİNİN PARADİGMATİK EKSENİ
 
Türkiye, demokratik işleyişte 150 yılı aşan entelektüel ve beşeri tecrübesiyle uluslararası toplumun modern demokratik birikimine katkı sunabilen bir ülkedir. Toplumsal ve kurumsal kapasitemiz sayesinde, uluslararası ilişkilerin tarihsel serüveni boyunca hem bölgemizde, hem de bölgemizin dışında haklı saygın bir konum edindik.
 
Uluslararası sistemin kurulmasından önceki kaotik dünyada bile barışın yanında yer alabildik. Bu, zihinsel haritamıza ‘barış’ ve ‘uygarlık’ sözcüklerini büyük harfle yazmayı biliyor olmamızdandır. Şiddetin uzun yüzyılında, Kıta Avrupası’nın kendi içinde yaşadığı tarihsel çatışmaların ahlaki sorumluluğu dışında kalabilmeyi başardık. Son dünya savaşının doğurduğu insani ve tarihsel yükümlülüğü ise tüm siyasi risklerine karşın korkusuzca üstlenmekten çekinmedik.
 
Farklılıklarıyla zengin ve güçlü bir toplumsal dokumuz var.
 
Bu nedenledir ki, hinterlandımız olan Balkanlardan Uzak Asya’ya kadar tüm kültürel iklimlerde, derin toplumsal kırılmalar yaşanmamasının felsefi anlamına yeterince aşinayız.
 
Türkiye, bütün bu öne çıkan özellikleriyle modern tarihin tüm kurucu öğeleriyle düşünce akrabalığı içindedir.
 
Şu halde, siyasi yürüyüşümüzde sivil ve derin siyasetin tüm gereklerine dayanarak yol almayı, stratejik hedefimiz yapmalıyız.
 
2009 Mart’ındaki yerel seçimlere giderken tanıtım stratejimizi sabun köpüğü bilinirlik üzerine oturtmak yerine, toplumsal katmanlar ve ilişki düzeylerinde derin nüfuz sağlamayı tercih etmeliyiz. Saha uygulamalarında kısa vadenin buharlaşacak etkisine değil, orta ve uzun vadenin kalıcı iz bırakma seçeneğine yönelmeliyiz.
 
Yeni bir dil, yeni bir siyasi bakış, yeni bir heyecan, yeni bir ruhla 90’lı yıllardaki siyasi coşkuyu canlandırabiliriz.
 
Yerel siyasetten ulusal siyasete yürüyen Milli Görüş’ün ortaya koyduğu pratik, siyasetin yeni soluğu olmuştur. Bu soluk, yerel siyasette kent yönetimine standart getirmenin yanısıra ulusal siyasette de, siyasi performansın ölçülebilir olmasını sağlamıştır.
 
İşte bu nedenle küresel yerel yönetim birikimini dikkat ve merakla izlemeliyiz.
 
60’lı yılların kalkınma fikrinin, yerini stratejik planlamaya bıraktığı bir dönemde küresel rekabete çıktığımızı görebiliyoruz. Kurumsal ve kentsel kapasitemizi bu önemli değişime uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz.
 
Batı, Hegelyen devlet organizasyonu ve Weberyen bürokrasi hiyerarşisini artık demode buluyor.
 
Bu idari model, Türkiye’nin de siyasi gerçekliğidir.
 
Mutlak gücün merkeziyetçi örgütlenmeyle kullanılmasını öngören bu fikrî arkaplan artık terkediliyor.
 
Gücün paylaşılması, merkezin koordinasyon rolünü üstlenmesi ve çok ortaklı stratejik planlama yeni dönemin belirgin özellikleridir.
 
Türkiye’de de, “siyasi” olmasa bile, hiç olmazsa “idari” adem-i merkeziyetçilik en büyük ihtiyacımızdır. Bu çerçevede “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” ilkesi ise kent paydaşlarının etkin katılımıyla stratejik plan yapabilme kabiliyetinin arttırılması olarak anlaşılmalıdır.
 
Mevcut gelişmeler çerçevesinde baktığımızda anlaşılan odur ki, kentlerimizin sorunları konvansiyonel belediyecilik anlayışıyla çözümlenemez. Yepyeni bir kent yönetimi modeli geliştirmek zorundayız. Kent paydaşlarının yönetime katılmasını sağlayacak bir yerel demokrasi tecrübesini geliştirmeliyiz.
 
‘Paydaş demokrasisi’ veya ‘agora demokrasi’ olarak isimlendirilebilecek bu katılım modeline, 1994 ruhunun günümüz yorumu da denebilir.
 
Modelimizin üçlü sacayağı şunlar olmalıdır:
 
Yerel yönetişim, yerel kalkınma ve sosyal doku rehabilitasyonu.
 
Kent refahının adil bölüşümü, bu yaklaşımla mümkün olabilir. Kent kapasitesinin artması, bu model sayesinde doğru mecrasını bulabilir. Kentsel aidiyetin geliştirilmesi, bu düşünce çerçevesiyle nefes alabilir.
 
Yerel yönetim pratiğimiz tüm yeniliklere açık olmalıdır. Yeni kavramlar ve uygulamalarla uzak ufuklara bakabilmeliyiz. “Sürdürülebilir kent değişimi”, yeni kavram dünyamızın temelini oluşturmalıdır. Kentin yaşadığı değişimi sürdürülebilir kılmanın düşüncelerini geliştirmeliyiz. Yani, kara düzen yürütülebilecek bir işle uğraşmadığımızı bilerek, dersimizi iyi çalışmalıyız.
 
Çözülmeye yüz tutmuş sosyal dokumuzu rehabilite etme çalışmasında “kent entegrasyonu” eksen yapılmalıdır. Altyapı hizmetleri, sosyal destekler, kültürel etkinlikler ve eğitim programlarıyla kent entegrasyonu mutlaka sağlanmalıdır. Kentsel değişim için sosyal refleks geliştirmek ancak böyle mümkün olabilecektir.
 
Kent belleğinin korunmasına özen göstermeliyiz. Kentlileşme mecralarının oluşturulması için projeler geliştirmeliyiz. Kadınlarımıza yönelik programlarla boş zaman mesaisini kente kazandırmalıyız.
 
Gençlere ve çocuklarımıza, kentin yapıtaşları olarak büyük anlam ve değer yüklemeliyiz. Yerel yönetim anlayışında onların rolü sahicidir.
 
Deprem denkleminin analizini doğru yapmalıyız. Yıkıcı bir depremin karşımıza çıkaracağı kentsel borçlanmadan kurtulmak için akıllı kentsel yenilenmenin çözümlerini üretmeliyiz.
 
Engellilerin kente yük olduğunu ima eden çözüm modelleri ve yaklaşımlardan kaçınmalıyız. Engellileri kentli yaşamın gerçekleştiği mecralardan uzaklaştırarak kenti engelli hale getirmemeliyiz.
 
KENTLERİMİZİ YENİDEN “ŞEHİR” YAPMAK GEREKİYOR
 
Kentlerimizi yeniden “şehir” yapmak gerekiyor. Bunun kestirme yolu bulunmadığı biliniyor. Fakat yeni bir yerel yönetim ve siyasetle bu zor yükümlülüğün üstesinden gelinebilir.
 
Kentlerimizin yeniden “şehir” olabilmesi için kenti oluşturan tüm parçaların kendi kimliklerine uygun rollerini yerine getirmeleri gerekiyor. Şehrin kimliğinin belirlenmesi dikkatli bir çalışma sürecini gerektirdiği kadar, kentin tüm boyutlarıyla inceleneceği “kentsel bilgi bankası”nın oluşturulmasına da ihtiyaç duyuyor.  Kentsel imkanlar ve fırsatların derinlemesine incelenmesi ve ciddi bir sosyal doku araştırmasıyla adı geçen “kentsel bilgi bankası”nın oluşturulması mümkündür.
 
Kentin dönüştürülebilmesi için şu vazgeçilmez adımlar atılmalıdır:
 
1. Yerel yönetici kentin ritmini dinlemelidir.
 
Yerel yönetici kentin tüm kesimlerinin beklenti ve taleplerini iyi izlemeli, bu konuda yol gösterici bir sosyal harita çıkarılmalıdır. Kent ekonomisinin dinamikleri, sosyal dayanışma imkanları, sivil toplum katılımının mecra ve araçları, sosyal hayatın akış yönü incelenmelidir.
 
2. Boş vakit ekonomisi kente katılmaya ikna edilmelidir.
 
Kent ekonomisinin düzenli mesai üretimi dışında kalan “boş vakit ekonomisi”nin tüm kesimleri; yaygın kurslar, eğitim seminerleri, üretime dönük kültürel etkinlikler gibi uygulamalarla kente katılmaya ikna edilmelidir. Bu süreçte ortaya çıkacak ürünler fuar, sergi ve satış organizasyonlarıyla değerlendirilmeli, hatta uluslararası piyasa araştırmalarıyla uluslararasılaştırılmalıdır.
 
3. Kent kimliğinin üzerine kurulacağı üç balans birbirine kenetlenmelidir:
 
Direnç ve çeşitlilik, ekonomik gelişme, sosyal kapsayıcılık.
 
Kenti yöneten siyasi irade, kentin tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik dokusunun tanımlayacağı kent kimliğinin bu üç temel balansını sıkı sıkıya birbirine kenetlemelidir.
 
I.
Direnç ve çeşitlilik, kentin ekonomik, demografik ve kültürel baskılara karşı koymasını sağlayacak; belirgin bir kente aidiyet bilincinin oluşmasına imkan tanıyacaktır. Kentin kimliğini oluşturan her türlü çeşitlilik ve zenginliğe vurgu yapılması kent kimliğinin kalıcı olmasını kolaylaştıracaktır.
 
II.
Ekonomik gelişme, kent refahının yükselmesine, kent yoksulluğunun rehabilite edilmesine, kentin kişi başına gelirinin artması ve adil biçimde dağılmasına imkan verecektir. Kent ekonomisinin planlanması, “yerel kalkınma” konsepti içinde kentin yerel ekonomik dinamiklerin harekete geçerilmesi ya da ulusal ve uluslararası ölçekte finans dolaşımının kent üzerinden gerçekleşmesinin sağlanmasıyla mümkün olabilecektir. Yerel yönetim, kent ekonomisinin önderi olarak kent ekonomisinin makro düzeyde yönlendirilmesi yükümlülüğünü yerine getirmekle şehrin kendi dinamikleri doğrultusunda ekonomik gelişmeyi gerçekleştirmesinin önünü açmış sayılacaktır.
 
III.
Toplumsal yapı, kent kimliğinin tanımlanmış şemsiyesi olarak kentin hiçbir bireyinin kentin sosyal dokusunun dışında kalmamasını sağlamalıdır. Bu bakımdan kentin sivil toplum kuruluşları, hayır inisyatifleri, yardım kuruluşları, entellektüel çevreler, aydınlar, sanatçılar, kanaat önderleri, hemşehri dernekleri, kültür ve sanat kuruluşları kentin sosyal kapsamını olabildiğince genişletmeye katkıda bulunmaya ikna edilmelidir. Kentin her kesiminden, sosyal düzey ve ekonomik seviyesinden bireyi kendini kentinde güven içinde hissedebilmelidir.   
 
4. Kentin geleceğini renklendirmede yerel tüm aktörlerin fırça darbesine cesaret verilmelidir.
 
Kentin geleceğinin kurulmasında kent kimliği içinde yeralan tüm kesim ve aktörlerin aktif katkısının sağlanması gerekir. Kentsel dönüşüm bu aktörlerin düşünce, proje, insan kaynağı, entellektüel destek ve sosyal mobilizasyonu ile gerçekleştirildiğinde anlamlı olabilecektir. Kamu ve sivil toplumdan yerel güçlerin kentin ve kentliliğin oluşumu ve gelişimine katacakları renkler parlak bir kent geleceği kurulmasının ön koşuludur.
 
5. Tarihsel ve kültürel dokuya gündelik hayatın ruhu üflenmelidir.
 
Gelişmiş ülkelerde tarih ve kültürel dokunun korunmasında yeni fikirler ortaya çıktığı biliniyor. Bu ülkelerde tarihsel ve kültürel doku yapıların ve mekanların dokunulmaksızın korunmasıyla değil, gündelik hayatın ruhu üflenerek yeniden oluşturulmaktadır. Yerel yönetim, kentin tarihsel ve kültürel mekanlarını gündelik hayatın içine çekmekle hem onların korunmasını sağlamış, hem de kentlilik bilincinin ayrılmaz parçası haline getirmiş olacaktır.
 
KÜRESEL KENT NASIL İNŞA EDİLİR VE NASIL YÖNETİLİR?
 
Bir kenti küresel kapasiteye kavuşturmak için şu niteliklerin mutlaka oluşturulması gerekmektedir:
 
1. Küresel ekonomiye katılabilmek için entegre komuta merkezi olabilmesi
2. Kent ekonomisinin küresel sisteme entegre bir yönlendirme ve politika merkezine sahip olması
3. Kentte uzmanlaşmış hizmet firmaları için kilit nokta haline getirmek
4. Kenti yeni gelişen sanayilerin üretim merkezi ve yenilik bölgesi yapmak
5. Kenti finans ve hizmet sektörlerinin ürünleri için pazar yapmak
6. Yetişmiş insan kaynağının küresel ihtiyaçlara cevap verebilecek yetkinlikte olması
7. Kültürel çoğulluğu ve çoğulculuğu dünyanın entelektüel kültür havzalarına yön verecek yeterlikte olması
8. tarihsel mirasının saygınlığını ve derinliğini gösterebilmesi
 
Küresel kenti inşa edebilmek için kentin enerjisi olan yerel ekonominin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla yerel yönetici, kent bütçesini büyütmelidir. Kentin ekonomik büyümesinde Türkiye ortalaması değil, küresel ekonomiye entegrasyona yetecek oran hedef alınmalıdır.
 
Kent ekonomisini büyüklüğü tek başına küresel kent olmak için yeterli değildir. Önemli olan kentlilerin bu büyüklükten adil biçimde payını alabilmesidir. Şu halde kentin yöneticisi, kent refahının adil bölüşümünü sağlamalıdır.
 
Kenti küresel rekabette yarıştırabilmek için kentin kapasitesinin arttırılmalıdır. Bunu gerçekleştirecek gayretin aksı ise şöyle kurulabilir:
 
1. Tarihsel donanımın işlevsel hale getirilmesi
2. Çokkültürlülük gücünün çoğaltılması
3. Finans deneyiminin arttırılması
4. Turizm ufkunun inşası
 
Yerel yöneticinin, küresel kentin kapasitesini tehdit eden risklere karşı tedbir alması, önleyici politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Bu riskler şöyle sıralanabilir:
 
1. Fiziksel büyüme
2. Kentsel ve sosyal dokuda deformasyon
3. Yoksulluk
4. Ulaşımda seçenek kıtlığı ve kalite sorunu
 
Kenti küreselleştirmek ve kapasitesini arttırarak küresel rekabette başarılı olmasını sağlamak için gerekli zeminin temeli şu kolonlar üzerine oturtulmalıdır:
 
1. Yeni bir kent yönetimi modeli
2. Kent entegrasyonu
3. Gündelik hayatın kalitesine katkı
4. Bilimsel faaliyet için inisyatif
5. Fuar ve kongre turizmine destek
6. Kentlilik bilincinin geliştirilmesi
 
YEREL SİYASET / YEREL YÖNETİM PROJELERİ
 
Yeni kent yönetimi modeli; ne küreselleşmenin olumsuz etkilerinden korunmak üzere içine kapanma, ne de küreselleşmenin nimetlerinden yararlanmak için kenti nüfuz edilecek kolay lokma yapma eğilimlerine geçit vermemelidir.
 
Küreselliğin yerelleşmesine, yerelliğimizi küreselleştirerek karşılık vermeliyiz.
 
Kentte kapasite arttırma programlarını uygulamaya koyarak kentlerimizi küresel rekabete girecek düzeye getirmeliyiz.
 
Bunun için:
 
1. “Bütün iktidarlar halka” diyeceğiz. Yerel demokrasiyi, toplumsal gözeneklere işleyecek bir kültürel iklime dönüştürmeliyiz. Milli iradenin mahalle ve sokaklarda en etkili biçimde kendini ifade etmesini sağlamalıyız.
 
2. Yerel demokraside milli iradenin güçlü tecellisini göreceğimiz kurumsal çözümümüz “Temsilciler Meclisi” olmalıdır. “Temsilciler Meclisi”, kentin seçilmiş mahalle ve sokak temsilcilerinden oluşacaktır. Bu Meclis, idarî yapının doğal aktörlerinin de katıldığı düzenli toplantılarda sorunlarını tartışacak, tavsiye niteliğinde kararlar alacaktır.
 
3. Kentte toplumsal barışı gözetim altında tutmak için “Birarada yaşama ombudsmanlığı” kurmalıyız. Hiçbir farklılığın bir başka farklılığa karşı ayrımcılık, kin ve nefret göstermemesini gözetim altında tutarak toplumsal sorunların adliye vakası haline gelmeden önlenmesine çalışmalıyız.
 
4. “Üniversite mahalle işbirliği” sistemi oluşturarak üniversite öğrencilerinin çeşitli teşviklerle mahallelerdeki öğrencilere ders desteği vermesini sağlamalıyız. Oluşturulacak takip sistemi sayesinde sokak sokak OKS veya ÖSS’ye hazırlanan çocuklarımız ve gençlerimizin başarı düzeyini gözetim altında tutmalıyız.
 
5. Geleneksel mahalleyi canlandıracak felsefi ve entelektüel bakışaçımızla “Mahalle özgürleştirir” projesini hayata geçirmeli ve mahalleyi baskının değil, özgürleşmenin mecrası yapmalıyız. Proje, çok boyutlu eğitimler, kültürel etkinlikler, sosyal dayanışma programları, imece uygulamaları vb. çözümlerden oluşmalıdır.
 
6. “Felsefe evleri” sayesinde kenti eleştirel düşüncenin ocağı yapmalıyız. Yerli ve yabancı ünlü filozoflarla tartışmalı toplantıların düzenleneceği proje, gelişmiş bir takip sisteminin denetiminde işlemelidir. Bu programla kentte entelektüel enerjiyi diri tutmanın yanısıra, İstanbul’dan beslenmeye dayalı kültürel ve entelektüel akışın yönünü değiştirmiş olacağız.
 
7. “Kent yoksulluğu takip merkezi”yle kentte yoksulluğu azaltmanın üretime dayalı yöntemlerini geliştirmeliyiz. Sosyal yardımları oy avcılığının konusu değil, kent yoksulluğunun yayılmasının önündeki barikat yapmalıyız.
 
8. “Kent sağlığı takip merkezi”nde yapılacak sokak seviyesindeki takiple hem hesaplanabilir denetlemeye imkan açacak bir istatistik düzeni oluşturmayı, hem de tedavi maliyetini en aza indirmeyi hedeflemeliyiz.
 
9. “Kent entegrasyonu” programıyla kentte bilginin serbest dolaşımını sağlayacağız. Çeşitli etkinlikler, yayınlar ve medya destekleriyle iletişimi en üst düzeyde gerçekleştirecek bilgilendirme yöntemlerini kullanarak kenti bir bütün haline getirmeliyiz. Ulaşım sorununu “kent entegrasyonu” konsepti içinde ele alarak yeniden yapılandırmalıyız.
 
10. “Sosyal doku rehabilitasyonu” programını, kent yoksulluğu ve kent sağlığı bağlamına oturtarak kentteki ahlaki ve moral çöküntü alanlarının üzerine gitmeliyiz.
 
11. “Kente aidiyet” programı ile kent kimliğini ve kentlilik bilincini geliştirmeliyiz.
 
12. Çeşitli alanlardaki araştırmalarla “Kent sosyal haritası”nı çıkarmalıyız. Bu harita sayesinde hiçbir politikamızı tesadüflerin şansına emanet etmemiş olacağız.
 
13. Kentlilik bilincini desteklemek üzere “Kentin kültür ve tarih envanteri”ni çıkarmalıyız. Hem bilimsel ve entelektüel, hem de popüler yayınlarla toplumun tüm kesimlerine ulaşacak bir bilgilenme programı uygulamalıyız.
 
14. Kentteki yaşamı daha yakından tanımak üzere “Sosyal doku araştırmaları” yapmalıyız. Bu araştırmalar kitap olarak yayınlanmalı ve kent politikalarına katkı yapacak tüm kanaat önderlerine ve ilgililere dağıtılmalıdır.
 
15. Küresel ısınma duyarlılığına mutlaka katılmalı ve bu amaçla “İklim değişimi programı”nı başlatmalıyız.
 
16. Özellikle ev hanımlarını ve öğrencileri konu alan “Boş zaman mesaisini kente kazandırma” programıyla kentteki nüfusun âtıl kalan bölümünü kendi özelliklerine uygun koşullarda kent ekonomisine katkı sunar hale getirmeliyiz.
 
17. Kent bütçesini büyütmek, kentteki cari açığı en aza indirmek, kent işsizliğini azaltmak ve birey başına kent gelirini arttırmak üzere “Yerel ekonomik kalkınma”yı başlatmalıyız. Bu amaçla, toplumun toplumsal ve siyasal aktörlerinin katılımıyla “Yerel Kalkınma Koalisyonu”nu kurmalıyız. Programın uluslararası ayağını mutlaka oluşturmalı ve bu sayede kente kaynak girişi sağlanmalıdır.
 
18. Üniversiteyi, kentin kanaat önderlerini ve Türkiye’nin katkı sunabilecek tüm imkanlarını “Yerel kalkınma için veri oluşturma ve kaynak geliştirme programı”nda biraraya getirmeliyiz. Düzenlenecek tartışmalı toplantılarda kentte yatırım imkanlarının genişletilmesi ve kent ekonomisinin canlandırılması için uygulanabilir projeler üretilmesini teşvik etmeliyiz.
 
19. Yasal zorunlulukların gerektirdiği kurumsal işleyişle yetinmemeli ve mutlaka “Kent kültür konseyi”ni oluşturmalıyız. Kültürel enerjisini tüketen kentin hiçbir şekilde ayakta duramayacağını gayet iyi bilen uzmanlar olarak “Kent kültür konseyi”nin ciddiyetle çalışmasını teşvik etmeliyiz.
 
20. Kentlerimizi adım adım ekolojik kent haline getirebilmek için “Ekolojik Kent araştırmaları merkezi”ni kurmalıyız. Bu merkez, yurt içi ve yurtdışından tüm imkanları kullanabilmelidir.
 
21. Kentte mutlaka bir “Kent çocuk korosu” veya “Kent gençlik korosu” kurulmalıdır. Kenti ulusal ve uluslararası etkinliklerde temsil edilecek yüksek katılımlı koro, kent kültürünün en önemli simgesi olacaktır.
 
22. Kenti temsil edecek bir “Kent gösteri bandosu” kurulmalıdır. Bando uluslararası festivallerde kentin adını duyuracak düzeyde yetişmiş kalabalık bir ekipten oluşmalıdır.
 
23. “Kentsel ve kurumsal kapasitenin arttırılması” programını hayata geçirerek hem kentin toplumsal kesimlerinin, hem de yerel yönetimin kapasitesi arttırılmalıdır. Eğitimler, bilgilendirme faaliyetleri, kültürel etkinlikler, atölye çalışmaları, ulusal ve uluslararası buluşmalar, konferanslar, geziler vs. gibi yollarla kentin kentsel ve kurumsal kapasitesi arttırılmalıdır.
 
24. “Kent Araştırmaları Merkezi” kent yönetiminin sahici temellere dayandırılabilmesi için gerekli tüm araştırmaları yapıp yayınlayacak bir merkez olarak düşünülmelidir. Bu faaliyet alanı, belediyenin rutin çalışmaları içine alınamayacak denli önemlidir ve çabadan ancak bağımsız bir çalışma ortamı oluşturularak sonuç alınabilir.
 
25. “Komşuluk Konseyi” kentte, tarihsel komşuluk kültürünü ihya etmeye dönük bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarının koordine edileceği ünite olarak çalışmalıdır. Aile içi ilişkilerin komşuluk dayanışmasından koparak özerkleşmesi ile aile içi şiddet, kötü muamele, ekonomik zorluklardan haberdar olunmaması, hatta kimi zaman cenazenin günler sonra fark edilmesi gibi olumsuzluklar bu enstrümanla önlenmeye çalışılabilir.
 
26. “STK Koordinasyon Merkezi”, kentte faaliyet gösteren STK’ların yerel yönetime akredite yapılmasını sağlayacak; böylelikle hem STK’ların sonuç almaya dönük çalışmasına destek verilmiş olacak, hem de ihtiyaç duydukları eksikliklerin kentsel, ulusal ve uluslararası desteklerle telafi etmeleri sağlanmış olacaktır.
 
27. “Kent Kitaplığı” kapsamında şehir üzerine yayınlar yapılacaktır. Şehirle ilgili akademik çalışmalar, her türlü araştırma, rapor ve değerlendirmeler kitaplaştırılarak güçlü bir kent kitaplığı oluşturulacaktır. “Kent kitaplığı”, kentin hafızası olacaktır.
  
28. Kentteki engellileri gözden uzak tutmaya çalışmak yerine onların kent yaşamına katılmasını sağlamak üzere “Duvarlar Olmasın Merkezi” kurulmalıdır. Merkez, engellilerin kent içinde görünür olmalarına imkan sağlayacak projeleri ve uyum programlarını koordine edecektir.
 
 


29.May.2008 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar