09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:19
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Dinin suretinden bağımsız ahlâk / Kenan Çamurcu
 
 
Ahlâk tartışmasının önemi, toplumsal kesimlerin ortalamasını almaya müsaade edecek dengeli çerçeveyi belirlemenin yegane imkanı olmasından geliyor. Her din, felsefi inanç ve kültürel farklılığın kendine özgü iç algıları ve kabülleri olabilecekken, “ahlâk”, bütün bu farklılıkları kendi potasında barış içinde, birarada ve uyumlu yaşatabilecek ortalamayı sağlayabilen bağımsız değişken rolü oynayabilir.
 
Bundan dolayıdır ki felsefi tartışmaların en mühim başlıklarından bir tanesi “dinden bağımsız ahlâk” olup olmayacağı üzerinedir.
 
Kimi dindışı veya tanrıtanımaz felsefi inançların ahlâkı dinden bağımsızlaştırmaya çalışması; herkese göre, ortalama ve ortak kabüle imkan tanıyacak yeni bir ahlâk inşa etme arayışından kaynaklanır.
 
Niyet ve yaklaşım haklı gibi görünmekle birlikte, “ahlâk”, kavramsal çerçevesi itibariyle dinden, daha doğru bir ifadeyle, dinî hayatın beslediği beşeri kültürden bağımsız olamayacağı için “dinden bağımsız ahlâk” aslında biraz sorunlu bir yaklaşım gibi görünüyor. Öyleyse bunun yerine kavramsallaştırmayı düzelterek şöyle sormalıyız:
 
Dinin suretinden bağımsız ahlâk olabilir mi?
 
Soruyu böyle sormamızın nedeni şudur: Dindışı veya tanrıtanımaz felsefi inançlar dahi içinde geliştikleri kültürel ortama yabancı olamayacakları için “dinden bağımsız ahlâk” kategorik olarak mümkün değildir. Bir ülkenin veya toplumun kültürüne akıl almaz yabancılaşma, ancak sömürgeleştirilmiş coğrafyalarda emperyalist gücün çözüm ortağı olmayı kabul etmiş ve kendisine bu nedenle kaynak aktarılan aydın sınıfı için düşünülebilir. Nitekim “sömürge aydını”, elindeki ayrıcalıkları korumak için kendi kültürüne yabancı ve ilgisiz olmakla kalmıyor, aynı zamanda düşmanlık da edebiliyor.
 
“Sömürge aydını”nın sözkonusu ettiği biçimiyle “dinden bağımsız ahlâk”, Avrupa tecrübesindeki dindışı veya tanrıtanımaz felsefi inançların kasdettiği şey değildir. Orada kurumsal anlamda dinin (kilisenin) dışında geliştirilmiş bir ahlâk da olabileceği düşünülür ve bu ahlâk, kilisenin kurallarına, geleneğine ve çerçevesine uymak zorunda değildir. Fakat Avrupa tecrübesinde kilisenin dışında kalmak dinin dışında kalmak anlamına gelmez. Nitekim bu tarihsel deneyimin içinden süzülüp gelen “laiklik” de dinî ödevlerin değil, kilise ödevlerinin dışında kalan kişiyi veya durumu ifade eder. Yoksa dinle ilişkili herşeye ve bütün dinî tezahürlere karşı çıkmak laik olmanın gereği değildir.
 
Şu halde Avrupa tarihsel tecrübesinin ürünü olan laikliğin bizdeki uygulamasının neden arıza verdiği bu yapısal farklılıktan çok iyi anlaşılıyor. Yani aslında mesele, kimilerinin laikliği yokedip ülkeyi din devleti yapmaya çalışması meselesi değildir. Böyle olmayınca laiklik duyarlılığı olan kesimlerin de karşılarında özgürlüklerini savunacakları din adamları veya kurumsal din (kilise) bulamadıklarında soluğu dinin kendisine veya tezahürlerine (başörtüsü, Arapça ezan, Kur’an kursu, Kur’an alfabesi, imam hatip okulları, dindarlar vs.) karşı savaş vermekte alması sömürge aydını tavrı oluyor.
 
İşte esas itibariyle sorunumuz, bütün bu ihtilaflı alanları aşacak ortalama ahlâkın ne olabileceğini bulmaksa o zaman tartışmanın başlığı kesinlikle “dinden bağımsız ahlâk” değil, olsa olsa “dinin suretinden bağımsız ahlâk” şeklinde takdim edilmelidir.
 
“Dinin suretinden bağımsız ahlâk”, hakkında vahiy gelmeseydi de iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi değerlerin bilinebileceği ve ayırtedilebileceği anlamına geliyor. İrfan ve sufilik mektebinin büyüklerinden İbn Arabi ekolüne mensup merhum İmam Humeyni (İran’ın politik lideri sanılır, oysa hepsinden önemli özelliği, yazdığı onlarca felsefi kitapla irfan-tasavvuf alanının büyük bilginlerinden biri olmasıdır) şöyle der: “Kemale ermiş insan, haram ve çirkin olduğu beyan edilmeseydi de (vahiyden bağımsız olarak-K.Ç.) o kötülüklerden uzak duracak olan insandır.”
 
Herhangi bir dine mensup olan bir inançlı, kuşkusuz ahlâk anlayışını da o dinin ilkelerinden çıkaracaktır. Bu durumda -az çok farklılıklarla- Müslüman ahlâkı, Hıristiyan ahlâkı, Musevi ahlâkı vs. tanımlarından sözedebilir ve her dinî kültürün kendine özgü ahlâk anlayışının yarattığı göreceli bir alanı konu edebiliriz. Ama böyle yapmakla sorunu çözmüş olamayacağız. Çünkü ahlâk alanındaki görecelilik ve çoklu ahlâk anlayışı kendiliğinden toplumsal yaşayışın özgür, barışçıl, düzenli, uyumlu ve hoşgörülü temelini oluşturmaya yetmeyecektir.
 
Toplumsal dokunun çoklu, çoğul ve çeşitli olması tek başına birarada barış içinde yaşamanın imkanı olamaz. Hatta görecelilik (“sana göre”, “bana göre”) kimi zaman gerilim, gerginlik ve çatışmaların sebebini bile oluşturabilir.
 
Şu halde toplumsal nizamın uyumlu işleyebilmesini, değişmez ve herkese göre doğru olan bir ortalama ahlâk ile sağlayabiliriz ancak. Bunu da akıl verebilir. Bu nedenledir ki akıl, Kur’an’da vurgulu biçimde tekrarlanan bilgi kaynağıdır ve İslam’ın bilgi metodolojisinde (usûl-i fıkıh) içtihadın kaynaklarındandır.
 
Akıl, zulmün kötü olduğunu vahiyden bağımsız olarak da bilebilmelidir. Bu sayede toplumsal düzen için her toplumsal kesimin tereddütsüz kabul edeceği temel ahlâkı oluşturmuş olabileceğiz.
 
Özgür Kocaeli gazetesi, 20 Mayıs 2009


19.May.2009 

YORUMLAR (2)

Kenan Çamurcu-20.May.2009
Okuma eğitimi almak lazım önce...
Bu yorumun, okumasını bilmemenin, okusa da anlayamamanın örneği olarak yayınlanmasını bizzat istedim. Yazının temel iddiası “dinden bağımsız ahlak olamayacağı” iken yorum yazanın yazıyı “dinden bağımsız ahlak olur mu” diye suçlaması, cahillik ve adaletsizliğin bilinci nasıl kapattığını hatırlatan Kur’an ayetlerinin ibretlik örneğidir. Nitekim Kur’an’da “kafir” de yine aynı “örtme ve kapatma” manasında kullanılmıyor mu? Adaletsiz olundu mu gözün önündekini bile göremez hale gelir, hatta bazen iman gibi bir hakikate karşı dahi bilinci kapanabilir insanın. Bu yorumun sahibini ilk mektep eğitimi veren bir din hocasına emanet ediyorum. Benim yazılarımı okuyabilmesi için önünde katetmesi gereken epey bir yol var çünkü.
kerem saltuk-20.May.2009
mutezile
mutzile şianın içinde devam ettiği için humeyninin bu yorumu yapması doğal ya sana ne oluyor kenan çamurcu siyaset yazıyorsun anlıyorumda dini meselelere neden giriyorsun. hele hakkında bilmediğin konulara. kemale ermiş insan kime göre kemale ermiş insan. dinden bağımsız bir ahlak olabilirmi din olmadan kemale ermiş bir kişi göster o zaman. yokki gösterebilesin. insan ancak dinle ahlak sahibi olur dinle kemale erebilir yine dinle iyiyi doğruyu hakikati güzeli çirkini bilir çünkü akıl, his ve dil ancak dinle tekamül edebilir.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar