09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 04:02
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Yeşil rasyonalizm, sol İslam, adalet devleti: Zihnimiz yeni siyasi kavramlara hazır mı? / Kenan Çamurcu
 
 
Avrupa Birliği’nin bir medeniyet projesi olarak görülmesine yönelteceğimiz temel itiraz, bin küsur yıllık medeniyet geleneğine, birikimine, tecrübesine ve ufkuna sahip ülkemizin, daha test sürüşünü bile tamamlamamış ikiyüz yıllık bir fikri insanlığın en kâmil noktası olarak görmesine olmalıdır.
 
Avrupa’nın birleşmesi hülyasını; liberal demokrasi, liberal ekonomi ve liberal insan hakları harcıyla gerçek yapmaya çalışan bir grup politikacının hazırladığı reçeteleri “adam olma”nın tek mümkün yolu olarak görenlerin hayalini o nedenle tebessümle karşılamaktan başka yapacağımız bir şey yoktur. Binbeşyüz yıllık bir medeniyet birikimini ve onun güçlü geleneklerini adam olmak için yeterli bulmayanlar; önemli bir kısmı savaşlar, sömürgecilik, işgal ve talanla geçmiş ikiyüz yıllık Avrupa tecrübesinden medet umuyorsa ve onu uygarlaşmak için bulunmaz Hint kumaşı sanıyorsa bu ancak onların görüş mesafesinin kanıtı olabilir.
 
Gazi Paşa’nın askeri liderliğinde istiklal harbi vermiş bu milletin kimi yöneticileri, sömürgecilik ve emperyalizmle özdeş bir tarihsel tecrübeden eğer uygarlaşma dersi alabileceklerine gerçekten inanıyorlarsa kendi varoluşumuzun bütün anlamlarına kökten yabancılaşmışlar demektir. Bu tartışmada hiç kimse karşımıza Mustafa Kemal’in Batılılaşma reformlarını dayanak olarak çıkarmaya kalkışmasın. Çünkü bu şekilde itiraz ettiklerinde, o tarihsel kesitte Mustafa Kemal’in gerçekleştirdiği reformların toplumsal dokuyu dönüştürmeyi ve böylelikle de onu kendi kültür havzasından koparıp başka bir kültürün kölesi yapmayı amaçladığını iddia etmiş olurlar.
 
Bir yandan tarih okumalarındaki yanlışlık, diğer yandan pozitivist/ateist kimi zihinlerin ideolojik dayatmaları nedeniyle Mustafa Kemal’in reformlarının, bizi bin küsur yıllık medeniyet birikimimiz ve geleneklerimizden koparmayı hedeflediğini düşünebiliyor bazı kesimler.
 
Bu kökten yanlış bir algıdır.
 
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kimi reformlar zaten Mehmet Akif, Sait Halim Paşa, Said Nursi, Namık Kemal, Ali Suavi ve diğer önde gelen İslamcı düşünce insanlarının dile getirdiği, yazdığı ve savunduğu fikirlerdi. Fakat İslam’dan ve onun medeniyet birikiminden nefret eden Batı hayranı pozitivist kadrolar, kimi zaman Mustafa Kemal’i de sessiz kalmak zorunda bırakan baskılarla bu reformları halka karşı ve halka rağmen hale getirip uygulamaktan çekinmediler.
 
Türkiye, cumhuriyetin kuruluş dönemindeki olağanüstü koşulların ve iki dünya savaşının ardından bugün artık belli bir düzeye gelmiş demokrasisi, ekonomisi, askeri gücü ve toplumsal kapasitesiyle herşeyi yeni baştan düşünmeye başlamalıdır. Bu başlangıç, saltanat rejiminden cumhuriyete geçmenin tarihsel anlamına ve felsefi özüne uygun olacaksa ilk yapacağımız iş, bu ülkeyi sömürgeleştirmeye çalışan geçmişteki girişimlerin bugünkü uzantılarının, bağımsız entelektüel faaliyetimizi engelleme yönündeki çabalarını görmek olmalıdır. Oysa tam da ihtiyacımız olan şey, ülkenin parlak ufkunu inşa etmek ve bağımsız bir gelecek tasavvuru kurmak için reelpolitiğin dayatmalarından özgürleşmiş bir entelektüel faaliyettir.
 
Kendimize sormamız gereken kader belirleyici soru şudur: Felsefi derinliği, düşünce zenginliği, siyasi birikimi, derin toplumsal gelenekleri, bilim ve teknoloji tarihi, sufi düşüncenin yüksek tahayyülü, edebiyat ve sanatıyla bin küsur yıllık donanımımız mı bize yol göstermeli, yoksa bizimle hiç ilgisi olmayan Avrupa aydınlanmasının ikiyüz yılı bile bulmayan acemi işi fikirleri mi? Modern dünyanın çevre krizinden düşünce sığlığına, tekelci demokrasiden acımasız ekonomik rejimine kadar sadece bunalım üretmiş bir yeni ve türedi bakışaçısı bizim dertlerimize nasıl derman olabilir?
 
Kuşkusuz, büyük düşünür merhum Ali Şeriati’nin dediği gibi tarih insanlığın zindanı olmamalıdır ve eğer muhafazakarlar gibi tarihi zindan yapmazsak oradaki düşünce gelenekleriyle bugün insanlık için parlak bir gelecek inşa edecek yeni düşünceler geliştirebiliriz.
 
İslam dünyasında bu yenilikleri deneyen entelektüeller var ve küresel düşünce havuzuna çok ilginç önerilerle katkıda bulunuyorlar. Özellikle kartellerin ve tekelleşmiş sermayenin güdümüne girmiş liberal demokrasiden sonra, bu sorunlarla malül olmayacak ve milli iradenin en mükemmel biçimiyle tecelli etmesini sağlayacak nasıl bir idare modelinin geliştirilebileceği üzerine kafa yoruyorlar.
 
Bütün bunları yaparken Müslüman entelektüellerin kendi bin yıllık birikimlerinden yardım istemelerinin, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebilecek çok önemli bir imkanı kullanmaya başlamaları anlamına geldiğini hatırlatmak gerekir.
 
İran’da son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adını duyduğumuz Mir Hüseyin Musevi’nin “yeşil rasyonalizm” fikrini, Mısır’da Hasan Hanefi’’nin “sol İslam”ını, Türkiye’de İhsan Eliaçık’ın “adalet devleti”ni, Ali Bulaç’ın “müzakereci demokrasi”sini tarihsel düşünce geleneğimizin bugüne sarkan yansımaları ve yeni siyasi kavramlar olarak not etmek gerekir.
 
Zihnimiz muhafazakar alışkanlıklardan sıyrıldığında elimizin altındaki büyük düşünce mirasını hemen farkedebileceğiz. Yeter ki varoluşsal soruya odaklanmayı başarabilelim.
 
Özgür Kocaeli gazetesi, 17 Haziran 2009


17.Haz.2009 

YORUMLAR (1)

musa-18.Haz.2009

Zannedersem zihnimiz yeni kavramlara alışkın. Ama yeni kavramların gerekliliği anlamında bazı şüphelerim var; Sol İslam, yeşil rasyonalizm gibi kavramlar bizim düşünce geleneğimize uygun mudur? Ve de bu kavramlar mutlaka gereklimidir.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar