Giresun yağışlar nedeniyle sel altında. Şehrin Doğusunda ve Batısındaki Küçük Güre ve Büyük Güre dereleri taştı. Sel karşısında hiçbir şey yapılamıyor. Yani bu büyük doğa hadisesinin kendiliğinden sona ermesi bekleniyor. Yapabileceğimiz tek şey bu afetin sebeplerini bulmak.
Geleneksel şehirleri modernleştirelim derken yapıp ettiklerimizi iyice tartışmanın vakti gelmedi mi hala? Özellikle de muhafazakar müteahhitlerin doymak bilmez iştahları, kazanma hırsları, acelecilikleri, hesapsız kitapsız ve plansız işlerini…
Biraz kestirme olacak belki ama Giresun’da yaşanan afet tüccar siyasetin tarihsel geleneklerden kopuk, yeni/modern ve plansız kent yatırımlarıyla doğrudun ilişkilidir.
Afet sonrasında Giresun Işık gazetesi’ne yorum yazan bir okuyucu şöyle diyor: “Doldurdular denizi, deniz verdiğini geri aldığında verdiği zarar ne olacak?” Bu cümleler, İzmit’te 1999’daki büyük deprem sonrasında söylenenlere ne çok benziyor değil mi? Orada da depremselliği çok yüksek bir şehre yapılan binalar ve doldurulan denizle ilgili aynı şeyleri söylüyordu insanlar.
Şu anda tartışma daha çok siyasi zeminde yürüyor. Suçlamalar da iktidar partisi ile anamuhalefet partisi arasında.
Kentin tarihinde böyle bir yıkım görmediğini belirten CHP’li Belediye Başkanı Kerim Aksu, tahribata Karadeniz Sahil Yolu’nun neden olduğunu söylüyor. Aksu şöyle diyor: “Karadeniz Sahil Yolu ile ilgili eleştirilerin haklı çıkmasından büyük üzüntü duyuyorum. Bu yol sadece koyları ve doğal güzellikleri değil, şehirleri de mahvetti. 50 metre ileride deniz var ve suyu aktaramıyoruz. Derelerin önüne setler yaptılar, yataklarını değiştirdiler. Böyle bir derenin akması mümkün değil.”
Giresun Mimarlar Odası Başkanı Serdar Demirkan da, şehrin önüne set çeken Karadeniz Sahil Yolu’nun tasarımının yanlış olduğunu belirterek, şöyle konuşuyor: “Sivil toplum örgütleri, meslek odaları uyardı ancak sonuç değişmedi. Yolu yapanların Karadeniz’deki kentsel büyüme oranının yüzde 40 ile 45 arasında değiştiğini, su debisinin menfez kalınlıklarının hesaplanmasının gerektiğini bilmesi gerekirdi. Hızla bastıran yağış, hesaplanamayan debi, menfezlerin kaldırabileceği kapasiteyi aştı.”
Buna karşılık iktidar partisi, şehirdeki yapılaşmanın çarpıklığını suçluyor. Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir Karadeniz Sahil Yolu ile ilgili eleştirilere şöyle cevap veriyor: “Samsun’dan Sarp’a kadar baktığımızda proje hatası yok. Daha çok kırsal kesimde, özellikle kuruduğu farz edilen dere yataklarımızda su geldiğinde taşma noktalarına oluşturulan yapılaşmalarda hasar var. Buralardaki yapılaşmaya karşı önlem almak zorundayız.”
Çarpık yapılaşmayla dereler doldurulduğu için mi, yoksa Karadeniz Sahil Yolu nedeniyle mi Giresun sel altında? Yoksa ikisi birden mi?
AKP ve CHP’nin karşılıklı suçlamalarını bir kenara bırakın. Çünkü onlar politik bakımdan bugünlerini kurtaracak işler peşindeler. Asıl bakılması gereken nokta daha derinde. Eğer şehirlerin tarihsel ve geleneksel dokusunu korumaya çalışmayan bir modernleşmeyi takip edersek başka şehirlerde de başka afetler olacak.
Asıl mesele muhafazakar acelecilik, tüccar siyaset ve geleneksel şehre kayıtsızlıktır. Bunun içine AKP de girer, CHP de. AKP’yi suçlayan CHP, modernleşme konusunda iktidar partisinden aşağı kalır mı sanki? Geleneksel şehri korumaya dayalı bir gelişme planı var mı CHP’nin? Tabii ki yok.
Muhafazakar AKP ise tarihten ve gelenekten tamamen kopuk bir modernleşmenin hayranı. Şehirleri bu parti yönettiği sürece göreceğimiz tek şey çirkin bir modernleşme olacak. TOKİ evleri gibi acaip bir proje heryeri kanser virüsü gibi saracak. Para kazanmak için acelesi olan müteahhitlerin elinde şehirler şehir olmaktan çıkacak.
Giresun örneği ciddi bir uyarı olmalı aslında. Ama kimsenin böyle bir ders almaya hevesli olmadığını yapılan tartışmadan çıkarmak mümkün. Biri diğerini yaptığı sahil yolu nedeniyle, diğeri de ötekini izin verdiği yapılaşma nedeniyle suçluyor. Buradan faydalı hangi netice çıkar?
29.Tem.2009