Kürt sorununu 30 yıldır konuşuyor Türkiye. Problemler de biliniyor, çözümler de. Yani konuşulmadık bir şey kalmadığı gibi, bilinmedik de bir şey yok. Bu konu üzerine tekrar tekrar konuşanlar aslında yıllardır söylediklerini güncel ifadelerle tekrarlamış oluyorlar.
Mesela PKK tarafı devleti suçluyor, devletin ulus devlet yapısında Kürtlere yer verilmemesini asıl sebep olarak gösteriyor. PKK’lı olmayan çevreler de aşağı yukarı bu temel sebebe atıfta bulunuyor konuşmalarında. Tabii bu değerlendirmeler arasında 12 Eylül askeri darbesi sırasında Diyarbakır Cezaevi’nde Kürt tutuklulara yapılan zalimce muameleleri ve işkenceleri de unutmayalım. PKK’nın bu işkencehanede doğduğu, bilinen efsanedir.
Sebepler çok tabii. Köy boşaltmalar, köylerin yakılması, köylülerin bir emirle yerlerini yurtlarını terketmesinin istenmesi, Diyarbakır başta olmak üzere Mersin, İstanbul ve başka şehirlere akan bu göçmen nüfusun oralarda mutsuz olması. İşsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik vs.
Ya faili meçhuller?
15 bin aile evlerinden alınıp kayıplara karışan, bugünlerde de orada burada, kuyularda, toprak altında kemik parçaları bulunan yakınlarının acılarını yaşadı on yıllarca.
Karmaşık Kürt sorunu çokça konuşulmuş olmasına rağmen hala bazı üniversite hocaları televizyonlara çıkıp sorunun bölgedeki “feodal yapı”da olduğunu söyleyebiliyor. En hayati bilgiyi aktarıyormuşçasına yaptıkları bu açıklamaya bakılırsa Kürt sorunu veya bu sorunda çözüm ve açılım sözkonusuyla ilk bakılması gereken yer, Kürt bölgelerindeki toplumsal yapı. O yapı da onlara göre aşiretlerden, feodaliteden oluşuyor. Eğer bu yapı değiştirilmez ve oralarda yaşayan insanlar devlet karşısında uygar birey, yurttaş yapılmazlarsa Kürt sorunu asla çözülmez!
Tercüme edersek, diyorlar ki aslında, tıpkı Avrupa tarihinde yaşandığı gibi burjuvazinin eski düzeni imha edebilmesi için ortaya attığı “birey” kurgusunu burada da hayata geçirmezsek toplumsal yapı çözülmez. Toplumsal yapı çözülmez ve insanlar “birey”ler halinde atomize edilmezse o topluma herhangi bir çözüm uygulanamaz.
Bu kişilere sormak lazım, Güneydoğu’da yıllardır yaşanan şiddetin, can kayıplarının ve Kürt sorununun sebebi aşiretler mi? Burada feodalite olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? Hangi yönüyle feodatileye benziyor bu bölgedeki toplumsal yapı? Hani serfler nerede? Senyorlar ya? Avrupa tarihine benzeteceğiz diye yaptığınız bu bulamaçtan Türkiye’nin durumuna çözüm çıkar mı?
Toplumun mutluluğu için mutlaka Avrupa tarihi tecrübesinin ürettiği model mi geçerli olmalı? Yani Avrupa’nın “birey”i, ya da “yurttaş”ı icat edilmezse bu bölge insanları hiç mutlu olamazlar mı? Mutlaka Avrupa’nınkine benzer bir toplumsal yapı mı kurarsak mutlu ve müreffeh bir toplum olabileceğiz?
Bu nasıl bir yabancılaşmadır Allahaşkına!
Bu nasıl bir ezberdir ki bilimle uğraşıp konulara eleştirel bakması gereken aklı başında insanları bile hipnotik etkisiyle mışıl mışıl uyutabiliyor? Bununla da kalmıyor, yabancı bir kültürel kimliğin misyoneri yapıyor onu?
Aşiret denilen dayanışma yapısını yoketmenin kişinin hak ve özgürlüklerini elde etmesiyle doğrudan ya da dolaylı ilişkisi nedir, hiç düşündüler mi acaba? Yani bu yapının insanlarına aslında hak ve özgürlükleri sınırsız biçimde tanınıyor da onlar aşiret içinde yeraldıkları için mi bu hakları kullanamıyorlar? Böyle bir toplumsal gerçek var mı Türkiye’de?
Halbuki bilseler, Güneydoğu’da PKK’nın baskısına karşı da, devletin baskısına karşı da en korunaklı alanlarda yaşayanlar bir aşirete mensup olanlardı.
Şüphesiz aşiret yapılarının eleştirilecek yanları vardır. Modern devletin kurumlarının ve işleyişinin eleştirilecek tarafı yok mu? Modern kurumların hepsi tıkır tıkır mı işliyor? Kaldı ki aşiretlerin toprak sahibi yapılıp temsiliyet makamına yükseltilmesi Tanzimat modernleşmesinin politikası değil miydi? Cumhuriyet de bu mirası sürdürmedi mi? Tartışmaya neden göklere çıkardığınız modernleşme çarpıklığımızdan başlamıyorsunuz öyleyse?
Kürt sorununun çözümünden bahsederken bölgedeki aşiretleri hedef alanlara köyleri yakılıp kentlere göçetmek zorunda kalan sahipsiz insanlara bakmalarını salık vermek lazım. Hiçbir dayanışma ve koruma altında olmayan insanlar bakın bakalım kentlerde ne durumdalar? Yaşadıkları tek şey perişanlıktır!
Türkiye’ye Avrupa tarihsel tecrübesinden bakanların bu ülkenin sorunlarına ilişkin söyleyecekleri bir şey gerçekten yoktur. Ruhen, şahsen ve bedenen bu ülkeye yabancılar çünkü. O yabancılıklarıyla yapabildikleri şey de imrendikleri toplumsal deneyimleri bizim sorunlarımıza çözüm olarak önermeleri.
Böyle çözüm olur mu?
Olmaz tabii ki!
31.Tem.2009