Daha önce de Büyükşehir Belediyesi’nin bir iki projesi için yaptığım değerlendirme sırasında dikkat çekmiştim: Bir şehrin mimari (kentsel) dokusu, zaman içinde tedricen oluşan, yerleşik hale gelen ve şehrin tarihsel, kültürel ve toplumsal dokusuyla bütünleşen çok önemli tezahürdür ve bu dokuya yapılacak radikal müdahalelerden önce uzun uzun düşünmek gerekir. Şehrin sakinleri, âkil insanları, entelektüelleri ve teknik insanlarıyla tartışmalar yaparak böyle önemli bir kararı alma sürecini olabildiğince uzatmak her zaman iyidir. Çünkü şehrin kentsel dokusu, bu saydığımız gerekçelerle şehrin hafızasıdır ve o hafızaya düşüncesizce vurulacak her neşter darbesi şehri ve şehirliyi mefluç edebilir.
Fakat görebildiğimiz kadarıyla Kocaeli’de bazı yerel yöneticiler bu gibi büyük ve radikal kararları kendi başlarına ya da şehrin tarihsel, kültürel ve toplumsal dokusuyla ve hafızasıyla herhangi bir ortak geçmişi olmayan teknisyenlerle alıyorlar. Böyle davranmalarının bir nedeni, ‘şehir’ konusunda entelektüel donanıma sahip olmamaları ise diğer bir nedeni de muhafazakar yüzeyselliğin menfi sonuçlarından biri olarak şehri yapı stokundan ibaret görmeleridir. Bu bakışaçısı ve dünyagörüşüyle baktıklarında şehrin herhangi bir köşesinde yapılacak her türlü değişikliği, ancak hendesenin konusu olabilecek bir mesele ve ancak teknokratların rol alabileceği teknik bir detay şeklinde görüyorlar.
Yeni Cuma Camii’nin tam önüne yapılan üst geçidin işte böyle bir zihinsel dünyanın ürettiği çözüm olduğunu televizyon programlarında da, bu köşede de analiz etmeye çalışmıştım.
Şimdi bunun benzeri yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Özgür Kocaeli’de yayınlanan habere göre (7 Eylül 2009) İzmit Belediyesi, İzmit’in kimliğinde önemli öğeler olduğunu herkesin kabul edeceği üç okulu (İzmit Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi, Kız Meslek Lisesi) bulundukları yerden alarak (yani o binaları yıkarak) Cephanelik Alanı’na nakledecekmiş. Bu düşüncenin gerekçesini ise “okul binalarının yerlerini kent adına daha iyi değerlendirmek ve okul binalarından kaynaklanan trafik sorununu ortadan kaldırmak” şeklinde açıklıyor belediye başkanı.
“Daha iyi değerlendirmek”ten kasdedilenin, şehrin rantı en yüksek yerlerinde bulunan bu okulların arsalarını acilen paraya dönüştürmek olduğunu gayet iyi anlıyoruz.
İşte bu, bizdeki muhafazakarların zihinsel reflekslerinin karakteristik özelliğidir!
Muhafazakar zihin, çevresine ve dış dünyaya kâr, rant, gelir getirici imkan ve fırsat olarak bakar. Onun gözünde herşey alım satımın konusudur, böyle olmalıdır. Tarih, kültür, sanat, kültürel hafıza, şehrin ruhu, şehirli davranış vs. gibi kategorilerin muhafazakar siyasetteki değeri, ancak seçmenin sandığa giderken koşullandırılması aşamasında pratik anlamı bakımından işlevseldir. O köprü geçildikten sonra herkesin sepeti koluna takılır ve yola devam edilir.
Muhafazakarın zihni anglo-sakson sekülerliğindeki gibi çalışır. Umursamazdır, aldırışsızdır. Mesela yeni Cuma camiinin tam önüne yapılan üst geçitle ilgili ne söylerseniz söyleyin, şehrin kimliğini oluşturan öğeler ve bunların tarihsel, kültürel ve toplumsal süreklilik üzerindeki çok önemli etkileri ile bu hâsılanın oluşturduğu mimari tezahürler çevresinde ne anlatırsanız anlatın karşılığında son derece kayıtsız ve hissiz bir “aman canım, abartmayın, ne mahsuru var” tepkisini alırsınız. Çünkü şehir, şehrin geleneksel dokusu, şehrin hafızası, bunun şehirli kimliğinin oluşumundaki yeri vs. gibi mühim başlıkların onun zihninde hiçbir karşılığı yoktur.
İzmit Belediyesi’nin şehre radikal müdahale anlamına gelen sözkonusu projesi şehirde tartışılmadan, şehri temsil eden tüm kesimler ve katmanlar fikirlerini beyan edemeden Ankara’da Milli Eğitim Bakanı’ndan okulların taşınmasıyla ilgili onay alındığından bahsedilmesi İzmitlilerde nasıl bir duyguya yolaçtı bilinmez. Ama bu işleri biraz bilen bir İzmitli (ve İzmit Liseli) olarak bende infiale sebep oluyor. Böylesine büyük bir kararın bir belediye başkanının iki dudağı arasından çıkarak yola düşebilmesini benim havsalam almakta güçlük çekiyor.
Bahsi geçen okulların arsalarını daha yüksek rantla değerlendirmek gibi bir gerekçeyi herşey sanıp şehrin hafızasından bu önemli parçaları kesip atmanın kentsel maliyeti, mesela İstanbul’da Kuleli Askeri Lisesi’nin binasını otel yapma önerisininkinden farklı değildir.
Zihinleri yüksek kâr ve ranta ayarlı yerel yöneticilere hatırlatmak gerekir ki, bir şehrin kalkınmasının tek imkanı eldeki mirası sırf finansal karşılığı ile hesaba katmak değildir. İddiası olan bir şehir, hafızasını korumayı ve tarihsel sürekliliğini güvence altına almayı başararak kalkınabilir ancak.
Şehre radikal müdahale anlamına gelen bu girişimin şehirde neden tartışmaya açılmadığını, neden İzmit’in âkil insanlarının değerlendirmelerinin alınmadığını, karar vermeden önce şehrin neden bu sürece katılmadığını acaba belediye başkanı açıklayabilir mi?
Bu okulların rantı yüksek yerleri boşuna işgal ettikleri düşünülüyorsa bu gerçekten feci bir yaklaşımdır. Şehir hakkında asgari fikri olan biri meseleye asla böyle yaklaşmaz.
Özgür Kocaeli gazetesi, 9 Eylül 2009
9.Eyl.2009