Özellikle İstanbul’da ilçe belediyelerin dilinden düşürmediği tanıtım malzemesidir: Dere yataklarını ıslah ettik! Bu söylemden anlaşılması gereken, dere yataklarının suların serbestçe akıp tahribata neden olmayacağı düzenlemenin yapılmış olması değil kuşkusuz. Çoğunlukla kasdedilen, o yatakların doldurulup iptal edilmesidir.
Belki yerel yönetici, “şehirde dere mi olurmuş!” zihniyetiyle yapıyor bunu. Öyle ya, kent dediğin asfaltıyla, büyük alışveriş merkeziyle, üstüste yığılmış konut alanlarıyla şehirdir ancak! Kenti topraksızlaştırılmış yer zanneden yönetici olursa işte bu sular da şehrin dört bir yanına dağılır ve önüne geleni yutarak gidebildiği yere kadar gider.
İstanbul gibi bir şehirde kabarmış suların adeta dağlardan aşağıya şelale gibi akarcasına şehri istila ettiği görüntüler bütün ezberleri bozmuş olmalı. İlkin de yerel yönetimlere yetki devretmekten bahsedenlerinkini. Eğer yerel yönetimler reformu yapılır da bu yerel yönetimlere yetki devredilirse ortaya koyacakları marifet bugünkü maceranın ölçeğini büyütmek olacak. Onlarca kişinin hayatını kaybetmesine ve kaybolmasına, yüzlercesinin yaralanmasına, yüzlerce ev ve işyerinin tahrip olmasına yolaçan kentleşme kafasını bütün İstanbul’a yaymaktan başka bir işe yaramaz onlara yetki devredilmesi.
Sel felaketinin baş sorumlusu belediyelerdir. Özellikle de İstanbul’u son 15 senedir yöneten muhafazakar belediyeler. Rant üretmeye ayarlı ve herşeyi piyasanın metaı yapmaktan zerre çekinmeyen muhafazakar belediye başkanları sel felaketinden de, bu felakette hayatını kaybedenlerden de sorumludur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hızlandırılmış yapılaşmayı maharetmiş gibi savunabilmesi karşısında önüne bu son tabloyu koymak gerek.
Muhafazakar belediyeleri suçluyoruz, çünkü İstanbul’da ağırlıklı olarak onlar iktidarda belediyelerde. İkincisi, diğerleri de benzer şeyler yapıyor olsa bile muhafazakar belediye başkanlarının şehri koruma konusunda duyarlı olması gereken bir kültüre mensup olduklarını varsayıyoruz.
Dereleri kurutan, o yatakların üzerine betonlaşmanın en zevksiz örnekleriyle konutlar yığan yerel yönetim anlayışına yetki devretmek demek, bugün yaşanan afetin imha boyutuna varmasına göz yummak demektir. Ellerindeki imkan ve yetkiyle bu felakete yolaçan belediyelere daha fazla yetki verilse bu ancak felaketi büyütmeye yarar.
Bir yerel yönetimden beklenen nedir? Mesela İstanbul’da deprem, sel, yangın vs. gibi kollektif hasara yolaçan durumlar karşısında senaryolar geliştirmesi ve her türlü duruma karşı hazırlıklı olması değil mi? Öyleyse İstanbul nasıl oluyor da “sele aniden yakalanıyor”! Nasıl oluyor da sel geldiğinde tüm sistemler çöküyor, hayat duruyor, kurumlar çalışamaz hale geliyor? Belediye neden önceden muhtemel afetler için hazırlıklı değil? Özellikle İstanbul’da inşaat sektörünü canlandırma gayretiyle patlatılan inşaat ve yapılaşmanın kentsel maliyetini neden bilmiyoruz?
Acaba belediye biliyor mu? Biliyor da mı devam ediyor bu işe, yoksa bilmiyor mu?
İkisi de vehametin doruk noktası!
Peki Yargı, siyaset üzerindeki etkisini korumak için ne söyleyeceğini ölçüp biçeceğine şehirlerde selde insanların hayatını kaybetmesine neden olan yapılaşma afetinin önüne geçecek emsal kararlar verse ya! Belediye başkanlarını sorumlu tutacak ve cezalandıracak bir Yargımız neden yok? Bir belediye başkanı, seçildiği dönemden neden sorumlu tutulmuyor bu ülkede? Verdiği imar izinlerinden sorumlu olmayan bir yerel yönetim nasıl mümkün olabilir?
İyisi mi hükümetin hazırladığı yerel yönetimler reformu tozlu raflarda kalmaya devam etsin. Çünkü eğer o geniş yetkiler bu yerel yönetimlere tanınırsa şehirlerimizin yaşadığı faciaların daha beterine sebep olacaklardır, hiç şüphe duyulmasın!
9.Eyl.2009