09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 04:04
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
AKP’nin düşüşü ile Saadet’in yükselişi arasında ilişki kurmanın yanıltıcılığı / Kenan Çamurcu
 
 

Saadet Partisi içinde hatırı sayılır düzeyde ve sayıda partilinin AK Parti ile kendi partilerinin siyasal konumlarını birleşik kaplar gibi algıladığına hiç kuşku yok. Ne kadar da AK Parti’nin Milli Görüş’le ilgisinin bulunmadığı tekrarlansa da AK Parti yöneticileri veya partililerin er geç doğruyu görüp Milli Görüş’ün bugünkü partisine dönecekleri beklentisi bugüne değin hararetinden bir şey kaybetmiş değildir.

Varsayıma göre, AK Parti’nin kurucuları, yahut hiç olmazsa önde gelen partililer kendilerine yapılan uyarıları bir gün mutlaka kaale alacaklar ve Türkiye’yi uçuruma götürdüklerini farkedip bu hatadan döneceklerdir. Aynı şekilde 2002’den bu yana oyunu AK Parti’ye veren seçmen de çok geçmeden ne büyük yanlış yaptığını görecek ve asıl oy vermesi gereken Saadet Partisi’ne blok halinde yönelecektir.

Bu satırların yazarı, pek çok Saadet Partilinin aksine AK Parti’nin Milli Görüş’ün bir fraksiyonu olduğunu, aslında iktidarda Milli Görüş’ün farklı bir yorumu bulunduğunu çok erken bir vakitte yazmıştı. Nitekim Erbakan da geçtiğimiz günlerde Milli Görüş’ün hukuken değilse de fiilen iktidarda olduğunu belirtti. Fakat Saadet Partililerden farklı olarak biz, AK Parti’yi Milli Görüş’ün bir fraksiyonu olarak görmemize rağmen Saadet Partisi ile AK Parti arasında birleşik kaplar ilişkisi bulunduğunu, denklemin böyle çalıştığını düşünmüyoruz. O nedenle Saadet Partililerin AK Parti rüzgarının dinmesini beklemesini veya bütün dikkatlerini AK Partililer üzerinde yoğunlaştırıp orada pişmanlık duyanların Saadet Partisi’ne katılımlarının yolunu gözlemelerini makul ve açıklayıcı bulmuyoruz.

Elbette ki Saadet Partililerin beklentisi, çemberin en dış halkasındaki kitlesel seçmen davranışında radikal değişiklik değil evvel emirde. Daha iç halkalarda politik tutum değişikliğini umarak AK Parti ile Saadet Partisi arasında birleşik kaplar ilişkisi kurduklarının farkındayız. Yani AK Parti’yi oluşturan siyasi iradenin birinci halkasından başlayarak diğer birkaç halkaya kadarki kısımda (bunu AK Parti’nin toplam oy oranının yüzde 15 civarındaki dilimi olarak tahmin ediyoruz) eğer dramatik bir dalgalanma meydana gelir ve bu halkalardan Saadet Partisi’ne doğru ciddi sayılabilecek kopmalar yaşanırsa bu gelişmenin kitlesel seçmen davranışında da doğrudan etkileri mutlaka olacağını varsayıyorlar.

Hal böyle olunca Saadet Partililerin bütün mahfillerinde AK Parti’ye yönelik eleştirilerin, farklı bir siyasi partiden bir başka siyasi partiyi hedef alan politik değerlendirmeler olmaktan ziyade, küskün aile bireylerinin aile içi meseleleri suretinde tezahür etmekten kendini alamadığını gözlemliyoruz.

Zihinsel ve duygusal önceliği, önermeleri ve varsayım mekanizması böyle işleyen Saadet Partisi’nin neden toplumsal sorunlarda kamuoyu algısına mesela CHP veya MHP gibi tamamen farklı ve alternatif bir parti olarak yansımadığına şaşmaması gerekiyor öyleyse. Kendisinin farklılığını kendi içinde kabullenmekte güçlük çeken bir siyasi idrak, kendi dışındaki algılara böyle bir farklılığı nasıl yansıtacak ki?

Sözcüleri, AK Parti’yle ilgili her değerlendirmelerinde bir zamanlar bu partinin yöneticileriyle birlikte oldukları döneme ilişkin nostaljik ve romantik öğelerle bezenmiş sözler sarfederken ve politik değerlendirmeleri sitemin ötesine geçemezken seçmen algısında Saadet Partisi’nin fark taşıyan bir parti olduğu nasıl yer bulacak?

Şu halde, tabir caizse, Saadet Partisi’nin kuvvetli bir fikrî ve ruhî hicret cereyanına ihtiyacı vardır. Hicretin bahşedeceği kopuş sayesinde belki Saadet Partililer, kendilerini kendi farklılıkları üzerinden tanımlama fırsatını bulabileceklerdir. Yoksa görünen odur ki, Saadet Partisi güçlü AK Parti iktidarının yarattığı anaforun cazibe alanından hâlâ çıkabilmiş değildir.

Son yapılan kamuoyu araştırmalarının yorumlarına göre AK Parti’nin 29 Mart’ta yaşadığı oy kaybı devam ediyor ve bu kaybın “demokratik açılım”a tepkiyle de ilgisi yoktur. Ya da “açılım”a tepki varsa da bu henüz yapılan araştırmalara yansımış değildir. Fakat iktidar partisinin oy kaybının, doğru orantıyla hesaplandığında Saadet Partisi’nde artışa neden olmadığını görmek, AK Parti ile Saadet arasında birleşik kaplar ilişkisi bulunduğunu düşünenleri yanlışlamaktadır. Bir tahmine göre oyları yüzde 35’e kadar gerilemesine rağmen iktidar partisinden kaçan 12 puanlık oy Saadet Partisi’ne gitmiş değildir. Gerçi Saadet’in oylarında artış var ve yine tahminlere göre Saadet 29 Mart yerel seçimlerinden sonra yüzde 6-7 arasında seyreden bir seviyeye ulaşmış durumda, ama bu değişim Saadet ile AK Parti arasında birleşik kaplar denkleminin geçerli olduğunu doğrulayacak yeterlikte değildir.

Her ne kadar halen CHP-MHP koalisyonunun oy oranı iktidar partisini geçmiş gözükse de AK Parti’den kopup kararsızlar hanesine giden oylar yine bir seçim döneminde son kararını verip iktidar partisine dönerse koalisyon senaryosu bir kez daha çökecektir.

Türkiye’de yüzde 70-30 dengesine oturduğu artık kesinleşen muhafazakar/dindar ve laik oy dağılımına ve AK Parti’deki erimeye rağmen Saadet Partisi’nin sıçrama yapamaması muhakkak bu partinin yöneticilerince değerlendiriliyordur. AK Parti ile Saadet arasında zorunlu birleşik kaplar dengesi yoksa bile seçmen profilindeki son durum nedeniyle AK Parti’den kopan oyların neden kararsızlar bölgesinde donduğu, neden benzer politik simanın bir diğer partisi olan Saadet’i tercih etmediğini de herhalde analiz ediyorlardır. Bilineni tekrar edersek, Saadet’in farklı, alternatif, kendisi olarak (bizzat) varolan, kendi ‘ben idraki’ni üretebilen, AK Parti üzerinden veya dolayımıyla kamuoyuna algı takdim etmeyen bir siyasi parti hüviyeti kazanması öncelikli mesele kabul edilmelidir. Halk deyişiyle, Saadet Partisi kendi işine bakmalıdır. İktidar partisinin yöneticilerinin Milli Görüş’ün haylaz çocukları olduğu, yahut devlet işlerini bilmedikleri ve daha talebelikten çıkmadan Türkiye’yi yönetmeye başladıkları yolundaki sitem ve aile içi tenkitler öyle görünüyor ki seçmen üzerinde pek etkili olmuyor. Bu söyleme bakan seçmenin, sırf bu nedenle AK Parti yöneticilerine duyduğu güvende örselenme ve sarsılma meydana gelmiyor. Bu söylem öne çıktığında ise Saadet Partisi kendi farklılığını anlatacağı politikaları aktaracak açık algı bulmakta güçlük çekiyor olabilir. Kurtulmuş’un 29 Mart seçimleri sırasında ve sonrasında ortaya koyduğu yüksek performansa rağmen Saadet’in etkileyici bir sıçrama elde edememesinin bunun dışında hangi belirleyici ve tayin edici değişken(ler)le açıklanabileceği, doğrusu merak etmeye değer bir meseledir.

Saadet Partililer, AK Parti’nin kitlesel seçmen davranışını yönlendiren çemberinin iç halkalarındaki iradede pişmanlık zuhur etmesine bel bağladıkları sürece doğrudan demokrasinin sivil kuvvetine olan inançlarını da kaybedebilirler. Sözün gücüne inanmayan bir siyasi parti, sözü dinleyip en güzeline tabi olacak kitlelere de inanmıyor demektir. İlk bakışta iğneyle kuyu kazmak gibi görünse de aracıları ve temsil iddiasındaki komisyoncuları aradan çıkarıp doğrudan seçmen algısına, beklentisine ve umuduna seslenen gerçek halk siyasetçisi verdiği uğraştan eli boş dönmeyecektir.

Erbakan’ın siyasi tecrübesi bunun kanıtıdır.
 
haber5.com
 


10.Eyl.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar