09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 03:40
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Yeni başlayanlar için İran anayasasında velayet-i fakih meselesi / Fikritakip
 
 

Velayet-i fakih kavramı, geleneksel Şiilikte İmam-ı Zaman’ın (Mehdi) büyük kayboluşu (gaybet-i kübra) sırasında Müslümanlara ulemanın onun adına önderlik etmesi anlamına geliyor özetle. Fakihlerin velayeti, bu durumda imamların velayeti yerine ikame olmuş oluyor. Ehl-i Sünnet’teki “Âlimler peygamberlerin varisleridir” hadisine dayanan anlayışa yakın bir inanç bu.

İmam Humeyni, 1979’daki İslam devriminden sonra İran’da kurulan cumhuriyetin temelini tarihsel Şia’dan aldığı velayet-i fakih fikrine oturttuğunda hem geleneksel Şii ulemanın bir kısmından, hem de bazı Müslüman aydınlardan eleştiri gelmişti.  Bu kesimler, ilahiyatın konusu olarak velayet-i fakih ile siyasi idarenin ideolojisi yapılmak istenen velayet-i fakihin birbirinden ayrı iki şey olduğunu savunuyorlardı. Taklit mercei bir müçtehidin Müslümanların dinlerini nasıl yaşayacaklarına rehberlik etmesi ile aynı müçtehidin siyasi işlerin çekip çevirilmesine rehberlik etmesi aynı şey olamazdı.

İmam Humeyni bu eleştirilere “Hz. Peygamber zamanında ulema ve umera ayrı ayrı kişiler miydi?” sorusuyla cevap verdi.

İran’da kurulan İslam cumhuriyetinin velayet-i fakih esasına dayanması, ulemanın yönetiminde (yahut denetiminde) bir İslam devleti kurulması anlamına geliyor. Bu devletin anayasası Ekim 1979’da referanduma sunuldu ve referanduma katılanların yüzde 98’inin evet oyuyla yürürlüğe girdi.

1979 anayasası, 1906 anayasasında ulemanın yasaların İslam’a uygunluğunu onaylama şartını (1 ve 2. maddeler) sistemin kendisi yaparak genişletmiş sayılabilir. Batılılar, 79 anayasasanı teokratik ve demokratik ilkelerin birleştirildiği melez bir anayasa olarak nitelediler. Nisan 1989’da İmam Humeyni’nin onayladığı bazı revizyonlar dışında 79 anayasası Temmuz 1989’daki nihai değişikliğe kadar yürürlükte kaldı.

İmam Humeyni’nin vefatından iki ay önce yapılan değişiklikle Rehber’in taklit mercei olma şartı kaldırıldı. Meclis ile Anayasayı Koruma Konseyi arasındaki ihtilafı çözmek üzere Nizamın Maslahatını Belirleme Kurumu oluşturuldu. Başbakanlık kaldırılarak başkanlık sistemine geçildi.

Parlamento için kullanılan Milli Şura Meclisi tanımı, İslami Şura Meclisi olarak değiştirildi.

Velayet-i fakih ilkesi açısından bakılacak olursa anayasadaki en önemli değişiklik İmam Humeyni’nin vefatından sonra seçilecek Rehber’in taklit mercei olması şartının kaldırılmasıydı. Buna, iç siyasi gerilimler nedeniyle İmam Humeyni’nin naibi taklit mercei Ayetullahiluzma Muntazıri’nin vekalet görevinden azledilmesinden sonra ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Çünkü Muntazıri görevdeyken anayasadaki madde yerinde duruyordu.

İlk anayasada 109. madde Rehber veya Rehberlik Şurası üyelerinin özelliğini şöyle belirtiyordu: “Fetva verme ve merceiyyet için gerekli ilim ve takvaya sahip olmak”

Yapılan değişiklikte merce olma koşulu dışında diğerleri yerinde kaldı. Hamenei’nin, İmam Humeyni’nin Haziran 1989’daki vefatından sonra Hubrigan Meclisi tarafından çoğunluk oyuyla seçilmesinin önündeki engel böylelikle kalkmış oldu.

İmam Humeyni anayasa değişikliği için oluşturulan heyetin başkanı Ayetullah Meşkini’ye yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Rehberlik konusuna gelince, İslami nizamımızı kılavuzsuz bırakamayız. Siyaset dünyasında İslam’ın haysiyetini savunacak birini seçmeliyiz. Ben başından beri merceiyyet şartının gerekli olmadığına inanıyor ve bunda ısrar ediyordum. Hubrigan Meclisi’nin onaylayacağı adil bir müçtehid kafi gelir. Halk Hubrigan Meclisi’ne oy veriyorsa onlar da adil bir müçtehidi devlete rehberlik etmek üzere tayin edebilirler. Onlar rehberliği üstlenmek üzere bir kişiyi tayin ettiklerinde bu halkın da kabulüne mazhar olduğu anlamına gelir. Bu durumda o kişi halkın seçtiği veli olur.”

Bir diğer değişiklikle de Rehber’in yetkisi arttırıldı.

Fakat kritik değişiklik, İmam Humeyni’nin vefatından sonra velayet-i fakihin tarifinde gerçekleşen değişiklikti. İlk anayasada devletin organlarının işlerin velayetini ve ümmetin imametini temsil eden Rehber’in gözetimi altında çalışacakları belirtilirken, yapılan değişiklikle bu velayetin mutlak olduğu ifadeye eklendi: “İran İslam Cumhuriyeti’nde erkler (…) mutlak velayetin ve ümmetin imametinin gözetimi altında anayasanın ilkelerine uygun olarak çalışırlar.”

Velayet-i mutlaka, halen tartışılan bir konudur. Mutlak velayetin Hz. Peygamber’de ve İmamlarda olduğunu savunanlar, İmam-ı Zaman’a niyabeten görev yapan fakihin, onun yerini alması anlamına gelecek şekilde velayet yetkisi kullanamayacağını belirtiyorlar. Karşı görüş ise İslam Cumhuriyetinde meşruiyetin kaynağı olan velayetin, İmamlardaki şekliyle tevarüs etmesi gerektiğini, ancak böylelikle kâmil bir İslam devleti olunabileceğini öne sürüyor.

İmam Humeyni’nin Ayetullah Meşkini’ye mektubunda “ben başından beri merceiyyet şartının gerekli olmadığına inanıyordum” demesine bakılarak ilk anayasa yapımında İmam Humeyni taraftar olmamasına rağmen anayasaya Rehber’in taklit mercei olması şartı konulduğu anlaşılıyor. Bu durumda Ayetullahiluzma Muntazıri’nin görevden azledilmesinden hemen sonra anayasa değişikliğine gidilmesindeki acelecilik de yine spekülasyona kapı açıyor. Son iki ayını hastalığı ağırlaşmış halde geçiren İmam Humeyni’ye onaylatılan anayasa değişikliğinin ardında Rafsancani’nin bulunduğu biliniyor. Rafsancani’nin İmam Humeyni’nin vefatından sonra Hubrigan Meclisi’nin olağanüstü toplantısında yaptığı konuşmada ise çeşitli deliller ve işaretlerle Hamenei’nin rehberliğe seçilmesinin İmam Humeyni’nin de istediği bir şey olduğunu anlattığı hatırlardadır.

Kendisi Nizamın Maslahatını Belirleme Kurumu’nun başına geçen, Hamenei de Rehber seçtiren Rafsancani, kaderin garip cilvesidir ki, aradan geçen 20 yıl sonra mutlak velayet yetkisiyle devletin rehberliğini yürüten Hamenei’nin tam destek verdiği Ahmedinejad’ın ağır hücumlarına maruz kaldı. Hamenei her ne kadar Rafsancani’ye yönelik suçlamalara itiraz ettiyse de bunun yarım ağızla olduğu konuşma metni okunduğunda anlaşılacaktır. Zaten Rafsancani’nin Hamenei’ye açık mektup yayınlayarak devrimin ilk nesline yönelik suçlama ve hakaretleri karşılıksız bırakmamasını istemesi Hamenei’nin Ahmedinejad’ın saldırılarını engellemeye çok istekli olmadığını gösteriyor.

Rehberlik makamının taklit mercelerinden oluşan bir şura tarafından deruhte edilmesini 1989’da benimsemeyen Rafsancani, şimdiki şartlarda bu seçeneğin çok daha kabul edilebilir olduğunu görüyor olmalı.



11.Eyl.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar