İran’da cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili Batılı merkezlerden gelen olumsuz mesajlar anlamlı bulunuyor. 12 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Dr. Mahmud Ahmedinejad’ın politik avantaj elde etmemesi için eleştiri ve baskılarını erteleyen Washington, seçimlerden hemen sonra bıraktığı noktaya geri döndü. Öyle görünüyor ki dünya yeniden İran ve ABD’nin nükleer gerilimini izlemeye devam edecek.
Fakat Tahran yönetimi bu kez erken davranarak tartışmalardan önce uluslararası topluma nükleer faaliyetleriyle ilgili bir öneri paketi sundu. ProPublica isimli sitede yayınlanan pakete göre, İran’ın modalite, yani müzakerenin yöntemini müzakere etme çizgisini koruduğu anlaşılıyor. Tahran, dünyanın yeni bir hukuki, siyasi ve kurumsal düzeni ihtiyacı bulunduğunu vurguluyor; güvenlik meselesi, çevre krizi ve ekonomik bunalım da dahil olmak üzere küresel sorunların çözümü için önyargısız işbirliği gerektiğine dikkat çekiyor.
Önceki müzakere zeminlerinde tekrarlandığı gibi, Ahmedinejad hükümeti, İran’ın nükleer enerji üretme hakkının tanınmamasına dayalı veya nükleer faaliyetleri durdurmayı koşul olarak öne süren hiçbir diyaloga hazır olmadığı ifade ediliyor öneri paketinde.
“Barış, adalet ve ilerleme için işbirliği” başlığını taşıyan öneri paketi dünyanın mevcut haline ilişkin durum tespiti ile başlıyor ve küresel sorunların ülkelerin işbirliği ile aşılabileceğine dikkat çekiliyor.
Tahran, yeni öneri paketindeki çerçevesiyle dünyanın temel sorununun kendi nükleer faaliyetleri olmadığını söylemeye çalışıyor. İnsanlığın ciddi küresel sorunları bulunduğunu ve İran’ın da içinde bulunduğu bir işbirliği zemininde bu meselelerin halledilebileceğini savunuyor.
Ahmedinejad yönetiminin bu yeni bakışaçısı, İran’la gerilim ilişkisi kurmak istemeyen Washington için fırsat oluşturabilir. Küresel sorunların müsebbibi İran olmadığına göre bütün bu meseleleri bir kenara bırakıp dünyayı İran’ın nükleer faaliyetleriyle meşgul etmek ancak kötü niyet olarak tanımlanabilir. Tahran’ın yeni öneri paketinde bu fikrin işlendiği anlaşılıyor. Zaten İran da küresel konuları “Siyasi ve güvenliğe ilişkin sorunlar”, “uluslararası konular” ve “ekonomik meseleler” şeklinde başlıklara ayırıp çözüm önerilerini sıralamakla tartışmanın eksenini kendi nükleer faaliyetlerinden asıl sorunlara kaydırmaya çalışıyor. İran’ın çerçevesinde nükleer krizle ilgili bölüm ilginç biçimde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (IAEA) güçlendirilmesine ilişkin önerisinde geçiyor. Tahran; temiz nükleer enerjinin tarım, endüstri, tıp ve elektrik alanlarında kullanımına destek verilmesini talep ediyor. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın (NPT) işlevsel hale getirilmesi de Tahran’ın önemli vurguları arasında.
İran’ın yeni öneri paketi, nükleer faaliyetler bahsinde tartışma konusunun ne olması gerektiğine dair yaklaşım önerisi olarak da özetlenebilir. Bu, Amerikan yönetiminin ve diğer Batılı ülkelerin İran’ın nükleer faaliyetlerini askıya alması talebine hayli uzak bir yaklaşım kuşkusuz.
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın danışmanı Mücteba Semere Haşimi, Washington Post’a verdiği söyleşide İran’ın nükleer silahların imha edilebilmesi için uluslararası bir sistem geliştirilmesini önerdiğini açıkladı. Haşimi’ye göre, pakette hem mevcut nükleer silahların yokedilmesi, hem de yeni silah edinmenin önünün alınması için önerilere yerveriliyor.
5+1 ülkelerine önerilen bu paket Batılı başkentlerde ilgi gördüğü takdirde İran’ın müzakerelere hazır olduğu anlaşılıyor.
Ahmedinejad’ın danışmanı Haşimi, nükleer silahlar küresel tehdit sayıldığı sürece bütün ülkelerin nükleer silahların yayılmasının nasıl önleneceği ekseninde işbirliği ve diyalog yürütebileceklerini söylüyor. Haşimi, İran’ın bu alanda her türlü işbirliğine ve çaba göstermeye hazır olduğunu belirtiyor. Ama Tahran’ın bir şartı var: Hiçbir ülke nükleer silaha sahip olma konusunda istisna oluşturmayacak.
İran diplomasisinin bu son çıkışı kuşkusuz Batılı başkentleri güç durumda bırakacak. Tahran’ın net mesajları karşısında Batılıların karmaşık mesajlarla kamuoylarının kafasını karıştırmaya çalışması ve nükleer İran’ın tehdit oluşturduğu klişesine dönmesi bundan.
İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Motteki’nin 5+1 ülkelerinin Tahran’daki temsilcilerine Ahmedinejad yönetiminin öneri paketini sunmasının ardından Batı başkentlerinden gelen tepkiler aslında uluslararası toplumun da İran’a karşı tavır konusunda birlik içinde olmadığını ortaya koydu.
İngiltere hükümeti, yapıcı diyalogtan yana olduğu açıklamasını yaparken, İran’ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumun kaygılarının giderilmesi gerektiğini belirtti. Londra, her halükarda müzakere ve diyalogun başlaması gerektiğini düşünüyor. Tahran’a daha fazla yaptırım ve tehdidin hiç yeri olmadığının vurgulandığı açıklamada müzakere mecrasından çıkmamak lazım geldiği savunuluyor.
Rusya, İran’ın önerilerinin dikkatle incelendiğini açıkladı. Pakette teknik değerlendirmelere ihtiyaç duyuran öneriler bulunduğunu belirten Moskova, nükleer krizde İran’ı desteklemeye devam ediyor.
Washington, İran’ın öneri paketinin Amerikan yönetiminin İran’ın nükleer faaliyetleri konusundaki kaygılarını azaltmadığını açıklamakla birlikte İran’la diyaloga inandığını vurguladı. Fakat Washington’ın İran’la diyalog çıtasını düşürmeye niyeti olmadığı da anlaşılıyor. Nitekim Tahran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun taleplerini yerine getirmediğini, nükleer programını şeffaf yürütmediğini ve uranyum zenginleştirmeyi durdurmadığı öne sürerek bu tutumun diyaloga engel oluşturduğunu tekrarlıyor. Bu yaklaşımın propaganda olduğuna kuşku yok. Çünkü Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun bütün raporlarında İran’ın nükleer silah ürettiğine dair hiçbir belirti bulunmadığı özellikle yazılıyor. En son, kurumun başkanı El-Baradei, İran’ın nükleer silah sahibi olmaya çalıştığı yönündeki iddiaları abartılı bulduğunu açıkladı.
İran’ın nükleer programıyla ilgili kışkırtıcı açıklamaların tümü Tel Aviv’den geliyor. İsrail, diyalog çabalarını vakit öldürme olarak niteliyor ve İran’ın bu süreçte nükleer programını tamamlamak için zaman kazanmaya çalıştığını iddia ediyor. Bu sözlerin, nükleer kapasitesi konusunda hiçkimsenin bilgi sahibi olmadığı, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na (NPT) üye olmayan Tel Aviv’den geldiğini hatırlamakta yarar var. Ortadoğu’nun denetimsiz ve kontrolsüz tek nükleer silah sahibi rejimi olan Tel Aviv, Tahran’ı nükleer silah edinme ihtimali nedeniyle suçluyor.
İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasının ardından yeniden dönülen nükleer tartışma bu kez Bush hükümetleri dönemindeki kadar gerilimli geçmeyebilir. İran’da muhalif kesimler Ahmedinejad hükümetinin nükleer krizi araçsallaştırdığını, nükleer enerji elde etmenin amaç olmadığını öne sürseler de Tahran, bütün ülkelerin nükleer enerji üretme ve nükleer enerji piyasasında elindeki ürünleri satabilme hakkının mücadelesini veriyor.
12.Eyl.2009