09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 03:43
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Velayet demokrasisinde Batı dışı moderniteye dinî istibdatla meydan okuma seçeneği / Kenan Çamurcu
 
 

İran’da 12 Haziran 2009 tarihindeki onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayan kriz ve tartışmalar kadar hiçbir durum, modern zamanlarda, İslam’ın siyasi düşüncesinde esaslı yeri olan klasik ve modern bahislerin (devlet, imam, parlamento, anayasa, haklar, ödevler, özgürlükler vs.) bu denli anlaşılır, açık ve hayatın içinden örneklerle ele alınmasını sağlayamamıştır.

İslam devriminin otuzuncu yılındaki 12 Haziran seçiminde, bir yanda, devrimin ilk neslinin önde gelen isimlerini “devrimin tekamülünün gerisinde kalmak”la suçlayarak yeni bir politik aşamaya geçildiğini her defasında tekrarlayan yeni nesil devrimcilerin lideri Ahmedinejad, diğer tarafta ise bu yeni nesil devrimcileri, İslam ve cumhuriyetin arasını açmakla ve İran’ı otokratik bir yönetime götürmekle suçlayan devrimin birinci neslini temsilen Mir Hüseyin Musevi karşı karşıya geldiğinde bunun sıradan bir seçim olmayacağı baştan belliydi. Çünkü 12 Haziran seçimlerini diğer cumhurbaşkanlığı seçimlerinden ayıran en önemli fark, İran’ın kritik kavşağa geldiği ve yeni dönemde siyasi kimliğine ilişkin kader tayin edici boyutta bir tercihte bulunacağının tüm kesimlerce kabul edilmesiydi.

Ahmedinejad, İran’ın velayet-i fakihle yoluna devam edip edemeyeceğinin bu seçime bağlı olduğunu, Musevi ise İran’ın dinî bir istibdatla mı yoksa özgür bir ülke olarak mı yola devam edeceğinin sandıktan çıkacak sonuca bağlı olduğunu anlattı kampanyaları boyunca.

Seçmen, ya Musevi ile reformlar, demokratikleşme, devrimin olağanüstü koşullarından çıkarak normalleşme, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, ekonomik refah, uluslararası toplumla kabul edilebilir bir uzlaşma yolunu seçecek, ya da Ahmedinejad’la içe kapanma, siyasal rejimin daha da sıkılaşması, hakların kısıtlanması, devletin daha da güçlenmesi, dinin devlet eliyle daha fazla işlevsel hale getirilmesi, üreten bir ekonomiden adil pay almaktan ziyade devlet eliyle yürütülen sosyal yardımlarla ayakta duran bireysel refah ve uluslararası toplumda daha gerilimli rekabetlerle geçecek bir döneme oy verecekti.

Resmi açıklamalara göre İranlı seçmenin yüzde 65’i, ülkenin geleceğinin içe kapanma, dinin devlet eliyle daha işlevsel hale getirilmesi ve sosyal yardımlara devamda olduğunu düşündü. Ağırlıklı olarak şehir merkezleri dışında yaşayan muhafazakar ve dindar seçmen, İran siyasetinin iki temel belirleyici değişkeni olan hüviyet ve maişet ekseninde oyunu kullandı ve birinci turda, hem Şii kimliğinin, hem de ayni ve nakdi sosyal desteklerin şampiyonu Ahmedinejad’ı cumhurbaşkanı olarak seçti. Buna mukabil, verili hüviyet tariflerine itiraz ederek hürriyetler temelinde geleneksel bağlardan özgürleşmeyi öneren ve maişetin “sadaka ekonomisi”yle değil üreterek kendine onurlu bir istikbal inşa etmekten geçtiğini savunan Musevi’ye şehir merkezlerinden bu oyun ancak yarısı çıkabildi.

İran’da 12 Haziran seçimlerinden bu yana gözlemlediğimiz sokak gösterileri, protestolar, büyük gözaltı ve tutuklamalar, işkence iddiaları, protestoculara yönelik faili meçhul cinayetler, yaralamalar vs. gibi tezahürlerle varlığını bildiğimiz derin rejim bunalımının özü ve özeti budur.

Reformcuların değerlendirmesine göre, İran’daki anayasal rejmin ana fikri durumundaki velayet-i fakih makamının bugünkü ismi Ayetullah Hamenei’nin başında bulunduğu siyasi cereyan, Ahmedinejad’ın 2005’teki birinci cumhurbaşkanlığı döneminden başlayarak bugüne kadar yürüttüğü yoğun kadrolaşma ile İran’da dinî istibdatı (Musevi’nin tabiriyle “salihlerin istibdadı”nı) tesis edecek kapasiteye ulaşmış bulunuyor. İran için kritik kavşak olan 12 Haziran seçimlerinde eğer Musevi’nin seçilmesi devletin tüm imkanları seferber edilerek engellenmeseydi, ince işçilikle 2005’ten bu yana getirilen bu yeni rejimi sona erdirecek radikal adımlar atılacaktı ve İran, 2005’te biten reformlar dönemine kaldığı yerden devam edebilecekti. Musevi, dünyaya ilham vermiş binlerce yıllık kültür, sanat, edebiyat ve medeniyet ülkesi İran’ın -İmam Humeyni’nin ifadesiyle- “taşlaşmış (mütehaccir)” bir zihin dünyasına ve onun maceracı denemelerine daha fazla tahammül edemeyeceğini düşünüyordu.

İran’da 12 Haziran sonrasında siyasal rejimin kendi doğal mecrasına dönememesine ve devletin normal işleyişine kaldığı yerden devam edememesine neden olan derin rejim bunalımı, işte böyle bir toplumsal ve siyasal yarılmadan kaynaklanıyor.

Bu gerilimin bir tarafında İslam devriminin birinci kuşağına mensup, devrimi yapan ve kurumlaştıran isimler yeralırken, diğer tarafında (Halen tutuklu bulunan Behzat Nebevi gibi İmam Humeyni’nin en yakınındaki isimlerin içinde yeraldığı İran İslam Devrimi Mücahitleri Örgütü’nün tanımıyla) “varlıkları güç bela 10 yıla kadar uzatılabilecek” yeni nesil devrimciler var. Bu yeni nesil devrimciler, İslam devriminin evrimleşerek (Ahmedinejad muhibleri “kemale erdiği”ni söyleyerek sevimli hale getirmeye çalışsa da İslam devrimi “evrim geçiriyor”!) yoluna devam ettiğini söylemekle aslında kendilerinin bir tür devrim yorumu yaptıklarını ve ortaya yeni bir şey çıkarmaya çalıştıklarını ikrar etmiş oluyorlar. O nedenle Ahmedinejad’ın muhalifleri mevcut yönetimi Stalinist olmakla suçluyor.

Karşılıklı politik bedduaları bir kenara bıraksak da elimizde önemli bir gerçek var: İran’daki İslam cumhuriyetinin kurucu ideolojisi olan Şiilikten çıkarılmış velayet-i fakih doktrini, resmi toplumun hiyerarşisi içinde yetkili denetime sahip olması şeklinde yorumlanarak başladığı yolculuğuna otokratik yönetimin kalbi sayılmaya doğru evrilerek devam ediyor. Oysa velayet-i fakihten beklenen, sivil toplumun (milli iradenin) temsilcisi olarak resmi toplumu zaptürapt altında tutması idi başlangıçta.

İran, Batı tipi modernleşmeye Batı dışı modernitenin simgesi İslam devrimi ile cevap vermiş heyecan ve ilham bahşeden bir tecrübe iken, şimdi eldeki Batı dışı moderniteye dinî istibdat ile meydan okuyan yeni bir politik kültüre yelken açmış durumdadır. Öyleyse İran içinde “oyum nerede” diye sokaklara dökülen kitlelere, artık İran dışında bu heyecan verici tecrübeyi bugüne kadar dikkatle takip etmiş nice yüreğin “devrimim nerede” diyerek katılması şaşırtıcı olmayacaktır.
 
Özgün Duruş gazetesi, 11 Eylül 2009
 
 


13.Eyl.2009 

YORUMLAR (3)

Salih Harman-14.Eyl.2009
itiraf bu işte
Eh bu itiraf yeterli. Fazlasına gerek yok. Doğru. İranda milli iradeye dayalı bir rejim mi var, yani demokrasimi yoksa saltanat mı var, yani velayeti fakih mi. velayeti fakih eğer halkın iradesini hiçe sayan bir anlayış haline geldiyse ki görünen odur, o zaman seçim falan hepsi palavradır. Merhum Humeyni milli irade, meclis herşeyin başıdır diyordu. şimdikiler ise velayeti fakih herşeydir diyolar. arkadaşımız bunu itiraf etmiş. Bunlara Taliban deyince kızıyorlar neden kızıyorlarsa. İran artık halkın devrim yaptığı, halkın yönetici seçtiği bir yer değildir. başında fakihin bulunduğu yeni bir saltanattır emirliktir. geçmiş olsun devrimcilere!!
Ali yilmaz-14.Eyl.2009
insaf
Sayın Çamurcu!
Bazı terimlerın manasından ne kadar uzak olduğunuz belli oluyor; "Velayet demokrasisi" tabiriniz bile ne kaar sırıtıyor biliyormusunuz. Velayeti fakihin kendisi bir sistemdir, demokrasi ise başka bir sistemdir.
"Dini istibdat" tabiriniz eğer maksadınız dinin hakimiyeti ve idare sistemi yeza velayeti fakihin hakimiyeti ise bu sitibdatın temelini atan Resulullahtır. Resulullahın medine devleti kayıtsız şartsz kabullenmeyi gerektiren bir sitem idi. Şimdi Resululah devleti istibdadi bir devletmıydi?
Evet haklısınız , musavı ve yandaşları demokrasiden yanadırlar, Ahmedinejat ise velayeti fakih sisteminin savunucusu, neden birini istibdat adlandırıyorsunuz, beşeri aklın ürünü olan demokrasiyi islam siyasal görüşüyle bağdaşan bir sistem olarak lanse etmeye çalışıyorsunuz.
Musavi bile sizin gibi bu görüşleri savunmazken.
Eğer Musavinin de bunu savunduğunu söylüyorsanın o zaman Musavinin rejimle sorunu var, Ahmedinejat ile değil yoksa siz demi öylesiniz?
saygılarımla
edep-14.Eyl.2009
bir heycan imiş...
sayın kenan bey daha önce başka bir yazınıza yazdığım yorumda sizin yazı ve knuşmalarınızı yıllardır takip ettiğimi söylemiştim. sizin şuanda özellikle 12 hazira secimlerinden sonra yazmış olduğunuz yazılar dikkatlice izlenrse sizin için devrimin ve inklabi değerlerin bir heycandan ibaret olduğunu söylemek zor değil. çünkü siz özellikle son olaylar hakkında yazmış olduğunuz yazılarda ortaya koymuş oldunuz ki sizin için ilkeler değilde kişiler daha fazla itina edilmesi gerekilen bir gercektir. bakınız siz mutedil olduğunuzu idda etmektesiniz fakat başkalarının yaptığı gibi museviyi ve dediklerini değilde devrimi eleştiriyorsunuz. nitekim bir başka grupta tam tersini yapıyor.( sizinde nazarınız olduğu halde devrimin kurucu kadrosuna sahip cıkmak. sadece iktidarda olmayanlara sahip cıkıyorsunuz.)
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar