09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 04:11
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Muhafazakar siyasetin soğuk yüzü ölümün soğuk yüzüyle yarışırken! / Fikritakip
 
 

Temmuz 2004’de yaşanan ve 41 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasından hatırda kalan en önemli şey, genci yaşlısıyla hayatını kaybedenlerin olduğu bu kaza karşısında Ulaştırma Bakanı Yıldırım’ın mekanik bir sesle bakanlığının bu işten sorumlu olmadığını açıklamasıydı. Trende yakınları bulunanlar can derdine düşmüşken bakan, istifa etmesini gerektiren bir durum olmadığını söylüyordu kamuoyuna.

Bakan Yıldırım’ın can kayıplı bir kaza sonrasında kendi siyasi kariyeriyle ilgili açıklama yaparken gördüğümüz yüzündeki ifadesizlik insanın kanını donduracak türdendi. Ama anlaşılan o ki, muhafazakar siyasetçiler, mensup olduklarını iddia ettikleri İslam kültürünün öğretilerinden ziyade siyasetin acımasız kurallarıyla daha bir haşır neşirler ve böyle olunca da mesela Başbakan veya Ulaştırma Bakanı, kızını kaybetmiş bir anne ile birlikte üzülmek yerine siyasi kayba uğramamayı daha önemli bulabiliyor.

Eski Maliye Bakanı Unakıtan hastanede canıyla uğraşırken karısının hastane kapısında “Bakanınız gayet iyi” diyerek pozisyon korumaya çalışması ve Unakıtan’ın görevi bırakmasını gerektirecek ağırlıkta rahatsız olduğu haberlerine tepki göstermesini nasıl açıklayabiliriz ki yoksa?

Benzer görüntülerin 11 Eylül 2009 günü İstanbul’da yaşanan sel felaketinden sonra da yaşandığını görüyoruz. 30’a yakın insanın hayatını kaybettiği, hala kayıpların olduğu ve ağır maddi hasara yolaçan selden sonra hem hükümetten, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelen açıklamalar hep siyasi kariyeri korumaya odaklıydı.

Muhafazakar siyasetin soğuk yüzü, adeta ölümün soğuk yüzüyle yarışıyor!

Şaşılacak olan şu ki, insanların can kaybettiği, birçok ailenin acı yaşadığı bir sırada siyasetçi nasıl olur da suçun kendisinde olmadığını açıklamakla vakit geçirebilir? Zihni nasıl olur da siyasi rakiplerine nasıl cevap vereceğiyle meşgul olabilir? Acaba bu siyasetçi sel felaketinde kendi oğlunu, kızını, yakınını kaybetseydi yine siyasi kariyer hesabıyla cevap yetiştirmekle meşgul olacaktı?

2004’ten bu yana görevde olan Kadir Topbaş’ın her sel felaketinde zarar gören İstanbulluları suçlaması alışıldık bir şey ve galiba Başbakan Erdoğan’ın işe yaradığını düşündüğü tarzı taklit ettiği için böyle davranıyor. Hani Erdoğan, gittiği yerlerde zaman zaman kendisini dinleyenleri azarlıyor ve hatalarını çekinmeden söylüyor ya, Topbaş da galiba dürüst davranma tekniğini kullanarak vatandaşı suçluyor böyle durumlarda. Fakat galiba Topbaş kıyas hatası yaptığının farkında değil. Erdoğan mesela en son Rize’de çay sorunuyla ilgili olarak muhataplarına çıkıştı. Onların eskiden kaliteli kalitesiz demeden, çer çöp elde ne varsa devlete sattıklarını, bunun yanlış olduğunu ve kendi dönemlerinde buna izin vermeyeceklerini söyledi. Fındığın yeterince para etmediğinden yakınanlara eskiden yaptıkları bu sahtekarlığı hatırlattı. Şimdi kaliteli ürün satın alındığını ve miktarı az olsa da paranın zamanında ödendiği savundu. Şimdi bu örnekle Topbaş’ın sel felaketinden zarar görenlere “Dere yatağına ev yapmasaydınız” mealinde çıkışması karşılaştıralabilir şeyler mi? Arada benzerlik var mı? Topbaş, belediye başkanı olarak, görevde bulunduğu 5 sene boyunca acaba sel felaketi konusunda bir tek çalışma yapmış mı? Sel tehdidi altındaki evlere uyarı yapılmış mı? Olan olduktan sonra “Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız, dere yataklarındaki binaları yıkacağız” diye kabadayılık yapacağına 5 sene içinde sel gelmeden bu çalışmaları yapsaydı da insanlar hayatlarını kaybetmeselerdi daha iyi olmaz mıydı?

Muhafazakar siyasetçiler görevi ihmal kabahati bir yana, can kaybı karşısında da inanılmaz derecede hissizler. Müslüman ahlakı ve kültürüyle yoğrulmuş bu insanların can kaybı ve insanların maddi hasar yaşaması karşısında böylesine duyarsız, hissiz ve acımasız olmaları anlaşılabilir bir şey mi?

Topbaş’a deprem konusunda ne yaptığı da sorulmalı bu aralar. Göreve geldiğinden bu yana depremi tamamen unuttuğu suçlamaları doğru mu acaba? Değilse İstanbullular Topbaş yönetiminin aldığı tedbirlerden neden haberder değiller?

Belki deprem olup bittikten sonra yine ekranlarda Topbaş’ı göreceğiz ve hayatlarını kaybedenleri “Evden çıksalardı” diye suçlayacak!



13.Eyl.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar