İran da aynı konuyu tartışıyor. Bizde de tartışma dönüp dolaşıp aynı mevzuya geliyor: Egemenliğin anayasal organlar eliyle yürütülmesi ne demek? Yürütme gücü, sadece bir organ mı, yoksa milli iradeyi temsile yetkili tek merci mi? Yok eğer seçimle işbaşına gelen yürütme, seçimsiz diğer organların hizasında devletin herhangi bir organıysa seçimlerin ne manası var?
Yahut seçimler, bizim sandığımızdan daha küçük bir mana mı taşıyor?
12 Eylül askeri darbesi vesilesiyle bir kez daha tartışıldığı kadarıyla TSK’nın arada bir yürütmeye müdahale etmesi, hatta 1980’de rejimi tepeden tırnağa yenilmesi acaba Türkiye’de anayasal düzenin anlamını bizim yanlış, TSK’nın doğru bilmesinden mi kaynaklanıyor? Siyasetçiler TSK’nın bildiğini anlamazdan geldikleri için mi bu mesele kökten tartışılamıyor, TSK’nın bilgisinin yanlış olduğu ifade edilemiyor?
Eğer TSK, yürütmeye müdahale etme yetkisine sahipse yürütmenin itirazı neye? Eğer TSK’nın demokratik düzene müdahale edilemeyeceği söyleniyorsa neden hiçbir hükümet bu konuyla ilgili bir düzenleme yapmadı şimdiye kadar? En son AKP iktidarı neden TSK’ya yürütmeye müdahale yetkisi verdiği öne sürülen TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine dokunmadı, dokunmuyor?
Galiba Türkiye’de anayasal rejimle ilgili tartışma doğru mecrada sürdürülemiyor. Ya da sürdürülüyor da egemenliği kullanan idareciler bu mecraya yakın olmaya pek istekli değiller.
12 Eylül askeri darbesiyle iktidardan uzaklaştırılan Demirel, darbenin yıldönümünde işin püf noktasını söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti’nin emanet edildiği yer, silahlı kuvvetler. Bu emanet hadisesi bugün de caridir. TSK, İç Hizmet Kanunu, madde 35. Cumhuriyet’i koruma kollama görevi TSK’ya verilmiştir… Oysa, Anayasa’nın başlangıç bölümünde deniliyor ki: ... görev, Türk milleti tarafından, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet olunmuştur… Anayasa orta yerde duruyor. Fakat, 35’inci madde de orta yerde. Haydi kim ne diyecekse desin.”
Evet, herkes ne diyor?
Aydınlar ve yazarlar bu maddenin değişmesini, TSK’nın siyasi rejimi koruma yetkisine son verilmesini istiyor. Ya da bu korumaya kendisinin karar vermemesini, Meclis’in çağrısıyla bunun mümkün olabilmesini. Gerçi elinde silah bulunan gücün böyle yasal düzenlemelerle engellenemeyeceğini savunanlar da var. Ama en azından yasal dayanaktan yoksun bir müdahale günün birinde o emrivakiyi yapanların karşısına çıkabilir. Yasal dayanak olunca bu bile mümkün olamıyor çünkü.
Bu işin teknik detayı. Asıl önemli soru şu: Yürütme sadece bir organ mı, yoksa milli iradeyi temsile yetkili tek merci mi?
Bu sorunun cevabı verilmeli mutlaka. Bu soruyu cevaplamaya çalışırken çok net cümleler kurulmak zorunda zira. Eğer bir anayasa yapılacaksa o anayasanın ruhu da bu sorunun cevabı sayesinde vuzuha kavuşabilecek.
1961 darbe anayasası yürütmeyi devletin organlarından biri olarak tanımladı. 1980 darbe anayasası ise yürütmenin nasıl organ olduğunu cumhurbaşkanlığı yetkilerine açıklık getirerek ortaya koydu. Devletin başı cumhurbaşkanı ise diğer bütün organlar ona bağlı çalışacak sekreteryalar olabilirdi. Ama cumhurbaşkanı Fransız örneğindeki gibi olmayınca bu tanımın uygulaması böyle bir sonuca yolaçmadı.
İran’da durum açık. Dini lider, devletin başı ve diğer bütün organlar onun sekreteryası. Yürütme de bundan bağımsız değil. Her ne kadar halk seçiyorsa da yürütme de bir sekreterya.
TSK böyle bir model mi istiyor? Ama o zaman devletin herhangi bir organı durumundaki yürütme kimin sekreteryası olacak? Yok eğer yürütme milli iradenin yegane temsilcisi ise o zaman yürütmeyi kısıtlayan onca kural, düzenleme ve ilkeyi ne yapacağız? Başta anayasa ve yasal düzenlemeler öyleyse neden elden geçirilmiyor?
Hükümetlerin buna gücü yetmiyor bahanesi ikna edici mi? Eğer bu kaderse hükümetlerin o iddialı propagandaları siyasi kampanyadan ibaret öyleyse?
Ergenekon ve başka durumlar hakkında konuşurken demokrasiyi yüceltme tarzına bakıldığında AKP’nin bu temel sorunu kavradığı ve değiştirmek için kolları sıvadığı zannedilebilir. Ama 2002’deki iktidarından bu yana 7 sene geçti ama iktidarın yaptığı tek bir düzenleme yok. Sözcülerin yaptığı açıklamalara bakılırsa en son “demokratik açılım” kapsamında da anayasaya dokunulmayacağı anlaşıldı. Yani TSK’nın cumhuriyeti kendi tercihine bırakılmış biçimde koruma ve kollama yetkisi yerinde duracak. Bu yanlış anlamayı önleyecek hiçbir açıklık da getirilmeyecek. Yürütme ise metinde devletin organlarından herhangi biri olmaktan fazla bir anlam taşımamaya, fiilen ise sözde milli iradenin yegane temsilcisi olmaya devam edecek.
Seçmen de oy verdiği seçeneğin gerçekten iktidar olduğunu ve sorunlarına çözüm bulabileceğini sanmayı sürdürerek kendini avutacak!
14.Eyl.2009