09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:39
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Kürt sorununu bölgeselleştirerek çözmenin denklemi doğru kuruluyor mu? / Kenan Çamurcu
 
 

“Demokratik açılım” yapmaya çalıştığını söyleyen AK Parti iktidarına PKK/DTP çevresinden sürekli bu işin “Kürt açılımı”ndan ibaret olması gerektiği hatırlatılıyor. Muhalefet partileri CHP ve MHP ise “Kürt açılımı”nın Türkiye’yi etnik parçalanmaya götüreceğini savunup rejim bunalımı izlenimi yaratmaya çalışıyor. İktidarın hiçbir talebine karşılık vermiyor, görüşmüyor, Meclis’te gizli oturumu reddediyor, iç işleri veya dış işleri bakanlarının bilgilendirme ziyaretlerini geri çeviriyor.

Normal şartlarda herhangi bir iktidar partisinin bu konuda daha fazla zorlamaya gitmesi pek makul değildir. Nitekim AK Parti de mesela başörtüsü yasağının kaldırılması macerasında veya yeni anayasa sürecinde muhalefet partilerinin tutumu karşısında tepkileri daha fazla zorlamadan geri adım atmadı mı?

Ama Kürt sorunu ve Ermenistan’la ilişki meselesinde iktidarın partisinin izahı zor bir ısrar ve azim içinde olduğu görülüyor. Hatta Başbakan Erdoğan, “bedeli ne olursa olsun” diyerek adeta bu serüvene gözlerini karartarak girdiklerini ima ediyor.

İktidar partisinin bir diğer söylemi de “kendiniz çözmezseniz çözerler” yaklaşımı. Söylenmek istenen şu ki, eğer Türkiye kendi iradesiyle Kürt sorununu çözmezse başka birtakım güçler işin içine karışır ve kendi istedikleri gibi sorunu çözerler ve bu çözüm de doğrudan onları çözümü olur. AK Parti bu söylemle mevcut Kürt açılımının arkasında Amerika’nın bulunduğu iddialarına cevap vermiş oluyor kuşkusuz. Bu sürecin Türkiye’nin kendi iradesiyle yürüdüğünü ve çözümün de Türkiye’ye ait olduğunu ifade ediyor.

Ama bazı sorunlar ve sorular var.

İktidara yakın olsun olmasın dış politika yazılarının neredeyse tamamında “harika bir dış işleri bakanımız var”, “Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorlar”, “çok güzel bir gezi oldu” üçlemesi dışında bir şey okumak mümkün olmadığı için şu son açılım meselesiyle ilgili soruları mutlaka sormamız gerekiyor.

Birinci soru en çok bilineni. Demokratik açılım veya Kürt açılımının zaman kısıtı neden? Bu iş neden 2009’a sıkıştı? Neden Dışişleri Bakanı 2009’un kritik yıl olduğunu söylüyor bir süredir ve Kürt sorunu ile Ermenistan meselesinin neden bu yıl içinde çözülmesi gerektiğini ikaz ediyor?

Kürt sorunu ile Ermenistan meselesi neden aniden ilişkilendi ve eşzamanlı hale geldi? Irak ve Suriye arasındaki gerilimin olabildiğince çabuk giderilmesini Türkiye neden bu kadar dert ediyor?

Hatırlayalım, bu yıl başına kadar dış ajandanın en önemli başlıklarından biri Suriye-İsrail barış görüşmeleri idi. Doğrudan olmasa da İstanbul’da birkaç tur görüşme de gerçekleşti. Fakat ne oldu? Aniden bu başlık gündemden düştü, hem de ne düşmek! Sanki hiç böyle bir işe kalkışılmamış gibi unutulverdi bu mesele. Eğer Türkiye Suriye-İsrail barış görüşmelerini kendi iradesiyle ve kendi çözümüyle başlattı ve yürütüyorduysa bu çaba neden birdenbire dibe vurdu?

Şimdi Suriye’yi İsrail’le barıştırma çabası bir kenara atıldı, Suriye Kürt sorununun çözümüne ortak edilmeye çalışılıyor. Fakat Türkiye’nin Kürt sorununu ortak edilmeye çalışılan Suriye’nin kendisinin çok ciddi bir Kürt sorunu var. Kendi Kürt sorununu çözeceğine dair hiçbir taahhütte bulunmayan, o konuya değinmeyen bile Suriye, mevcut haliyle Türkiye’nin Kürt sorununa nasıl katkı verecek?

Suriye’nin kendi vatandaşı (aslında vatandaş sayılmıyorlar!) PKK üyelerini kabul edeceğini açıklamasıyla Suriye de denkleme dahil edilmişken Türkiye kendi Kürt sorununu Suriye’ye bulaştırmadan nasıl işin üstesinden gelecek?

Ve altın soru: Ankara, PKK’lıların dağdan indirilmeleri için Irak Kürdistanı ile yakın temasta olmaya verdiği önemle, Irak’ın Kürt sorunu olan ayrılıkçılık konusunda Bağdat’ın yüksek hassasiyetini nasıl telif edecek? Her iki durumda birden aynı ağırlıkta yer alamayacağına göre hem Kuzey Irak’ı, hem de Bağdat’ı mutlu edecek bir formül var mı?

Dahası, ya Bağdat, kendi Kürt sorunu olan ayrılıkçılık karşısında Türkiye’nin desteğini isterse Ankara, Kuzey Irak’a karşı tavır almasını gerektiren böyle bir talep karşısında Irak’ın Kürt sorununa yardımcı olabilecek mi?

Türkiye kendi Kürt sorununu bölgeselleştirerek çözmeyi deniyor. Ama önümüzde zor bir soru var: Acaba bu sürecin denklemi doğru kuruluyor mu?
 


16.Eyl.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar