09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:30
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
İran’da rejim bunalımı: En üst seviyede kollanan Stalinist Talibanizm / Sami Kaçır
 
 

12 Haziran 2009’daki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra herşey rayından çıkmış durumda. İktidar yandaşları seçimlere ve sonrasında yaşanan cinayet ve baskılara eleştirel bakan merce-i taklit şahsiyetlere bile hakaretler yağdırıyor. Meclis Başkanı Laricani geçtiğimiz hafta merceiyyetin İran’da temel sütunlardan biri olduğunu hatırlatmak zorunda hissetti kendisini.

Tiyatro gibi bir mahkemede İslam devriminin en önemli isimleri dahil, muhalefetin önde gelen tüm isimleri yargılanıyor. Hamenei'yi neredeyse 13. masum ilan eden iktidar yandaşları, muhalefete karşı adeta terör estiriyor. Hamenei eleştirmek idam fermanına imza atmak gibi bir şey. Herşey Hamenei ve Ahmedinejad’ın tartışmasız doğruyu temsil ettiklerine ayarlı. Bu kesin doğrunun dışında kalan herkes suçlu muamelesi görüyor.

Bu baskılardan korkan ya da taktik gereği geri adım atanlar hatalarını anlamış gafiller olarak selamlanıyor iktidar yandaşları tarafından. Buna gerçekten de inanıyorlar. Muhalefetin tümden gaflet ve dalalet içinde olduğunu düşünüyorlar. Onlar hakikati aynel yakin görüyor ama muhalif hiç kimse neler olup bittiğinden haberdar değil. Muhaliflerin tamamı yabancıların emellerine alet oluyor.

Böyle inanıyorlar gerçekten de.

Gülünüp geçilecek bir şey belki bu, ama işte ellerinde iktidar var farklı düşünceye karşı o silahı öldüresiye kullanıyorlar. Gözlerini karartmış vaziyetteler. Öyle ki geçen ay Tahran’daki şehir mezarlığına (Beheşt-i Zehra) ücra bir köşeye iki günde 40 tane kimsesiz cenaze gömüldüğü haberi rutin bir uygulama olarak açıklandı. Halbuki kayıtlar yetkilileri yalanlıyor. Hiçbir dönemde iki günde bu kadar kimsesiz cenaze görülmüş şey değil. Bu sayının çok daha üzerinde ailenin protesto gösterilerin bu yana yakınlarından haber alamadıklarını hatırlatalım. Yasadışı Kehrizek gözaltı merkezindeki kötü muamele sonucu hayatını kaybedenlerle ilgili hiçbir işlem yapılmış değil. Gözaltında cinsel taciz iddiaları da soruşturulmadı. Bütün iddialar, soruşturma talepleri öylece bekliyor.

Devrim Muhafızları Komutanı da bu arada siyaset yapmayı sürdürüyor. Her fırsatta muhalefeti tehdit eden Caferi, İran’da muhalefeti kökünden kazımaya yeminli gibi.

Bütün bunların İmam Humeyni hayattayken yaşanabileceğini söyleyebilir miyiz? Mesele de budur işte.

Şimdi vereceğimiz örnek İran’da 12 Haziran seçimlerinden sonra mutlak iktidarını ilan eden baskıcı rejimin Stalinist Talibanizm anlayışını en üst seviyede nasıl koruyup kolladığının kanıtı olacak.

Ahmedinejad hükümetinin sözcüsü, adalet bakanlığı da yapmış Gulamhüseyin İlham’ın karısı Fatıma Recebi, Ensar-i Hizbullah’ın internet sitesinde düzenli olarak yazan bir isim. Aynı zamanda bu grubun haftalık dergisinde de yazıyor. Recebi, reformcu kesime yağdırdığı hakaretlerle maruf birisi. 12 Haziran seçimlerinden bu yana da yine aynı işi yapıyor: hakaret!

Hakaretle de yetinmiyor, İslam devriminin önde gelen isimlerine “bunlar nedir?” diyecek kadar ağzını bozabiliyor. Dikkat edin lütfen, “bunlar kim ki” dese neyse, “bunlar ne” diyor!

İran “hizbullah”ının internet sitesinde yazdığı ağır hakaretli yazılarından birinde sıraladığı itham ve hakaretlerden bir kısmını yazdığımızda İran’da nasıl bir tarzın iktidarda olduğunu veya en üst seviyede korunduğunu görmek mümkün olacak.

Bu hakaretleri, bütün bunların Hamanei’nin gözünün önünde cereyan ettiğini bilerek okumak lazım. Dolayısıyla Stalinist Talibanizmin hangi seviyede koruma aldığını anlamak daha kolay olur.

Ahmedinejad hükümetinin sözcüsü İlham’ın karısı Fatıma Recebi, “Fatıma Recebi’nin notları” dizisi kapsamında 9 Ekim 2009 Cuma günü yazdığı “Bunlar nedir?” başlıklı yazıda sırayla muhalif isimlere hakaretler yağdırıyor.

Birinci sırada Rafsancani var. Rafsancani’nin, iktidarını ve ailesinin servetini korumak için devrimin temelleriyle, İslam’la, milli ve mukaddes ilkelerle, değerlerle oynadığını söylüyor. Hırsını alamıyor çocuklarına saldırıyor. İki dönemlik iktidarında çocuklarının ne haltlar yediğini ağır ifadelerle sıralıyor. Şu sözler onun: “Kendi icadı örtüsüyle kızı Faize, sporda kızlarının yöneticilikleri, Faize’nin İngiltere’de uzun süreli ikameti, bu sırada SAVAK elemanlarından Mesud Behnud ile işbirliği veya yoldaşlığı…” Kardeş Haşimi de saldırıdan payını tabii ki alıyor: “Mehdi Haşimi’nin yediği kaç milyar dolarlık rüşvet…” Recebi’ye göre Rafsancani, çocukları, gelinleri, torunlarıyla “kirli darbe” girişiminde mihver rol oynamış biri. Diyelim ki bütün bunlar doğru, neden yargılanmıyor Rafsancani o zaman? Çocukları, gelinleri, torunları neden yargılanmıyor? Rafsancani 12 Haziran seçimlerinden sonra kitlelerin hile yapıldığına dair kaygılarının giderilmesi gerektiğini söylemekten başka ne yaptığını gören bilen var mı? Hak aramak ne zamandan beri “kirli darbe” oldu? Neden hile iddiaları soruşturulmuyor da eli silahlı ya da silahsız tüm iktidar yandaşları muhalifleri darbeye kalkışmakla suçluyor? Yoksa kendi darbeleri tüm dünyada deşifre oldu diye mi panik içinde sağa sola saldırıyorlar? Haklı olan insan böyle saldırır mı? Hakaretler eder mi?

Sahi, bu kadar ağır hakaretler eden bir kişi nasıl oluyor da yargılanmıyor, nasıl oluyor da birileri buna itiraz etmiyor? Recebi, bu kadar elini kolunu sallayarak nasıl böyle ağır hakaretler ve ithamlar yöneltebiliyor “adil” bir “İslami” rejimde?!

Recebi’nin hedef aldığı ikinci isim Muhammed Hatemi. Hatemi’yle ilgili klişe hakaret hazır: Tam manasıyla laik! Amerika ve İsrail’in sevdiği, makbul bulduğu, Soros’un ahbabı. Ülkede iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış, İmam Humeyni döneminde bakanlık yapmış, İslam devriminin öncesinde ve sonrasında hizmetleri olmuş, bu yüzden zaten İmam Humeyni açısından tasvip görmüş biri Hatemi ama Ahmedinejad’ın hükümet sözcüsünün karısına göre İsrail’in bayıldığı biri!

Denebilir ki bu kadın aklını kaçırmış. Onu bilemeyiz ama öyle ya da değil, bütün bu lafları yargının, yetkililerin, polisin, hükümetin, meclisin, Hamenei’nin gözü önünde sarfediyor ve hiçbirinin de çıtı çıkmıyor!

Tahran’da düzenlenen Kudüs Günü’ne katılan iktidar muhalifi kesimlere “İsrailci” diyor! “Din libasını gaspedenler” hakaretini yöneltiyor. Hatemi için söylediği söze bakın: “Acaba Hatemi din adamı mı, yoksa aydın mı? Dindar mı yoksa milliyetçi mi? İranlı mı yoksa yabancı mı?”

Evet bütün bu lafları hükümet sözcüsünün karısı, iktidarın tasvip şemsiyesi altında sarfediyor. İran’da işlerin ne kadar zıvanadan çıktığını bu küçük örnekten bile anlamak mümkün.

Üçüncü hedef Kerrubi. Recebi’ye göre Kerrubi bir yandan devrimci, ama öte yandan “Aryamehr şehinşahlığı için af talep edenlerin arasında”. Komünist ve SAVAK işbirlikçisi Rıza Allamezade ile de yoldaş ve yarenlik ediyor. İktidar hırsı gözünü bürümüş, gözaltında cinsel taviz yalanıyla “fitne”cilik yapıyor.

“Adil İslam devleti”nde gözaltında cinsel taciz yaşandığı iddiası öne sürmek, bunun soruşturulmasını istemek “fitnecilik” oluyor! Ayrıca bu idda hiç araştırılıp soruşturulmadığı halde Recebi’ye göre “yalan”! Hayatını İslam devrimine ve İslami nizama vakfetmiş İmam Humeyni’nin yakın çevresindeki isimlerden biri olan Kerrubi, Recebi’ye göre “İslam’ı, İslam nizamını yıkan; Kudüs Günü’nde İsrailci orduyu sevk ve idare eden, din giysisini gaspeden” biri!

Recebi’ye göre Kerrubi’nin, tıpkı Hatemi ve Rafsancani gibi ne parlak bir tahsilat temeli var, ne de dinî ahlaktan nasibi!

Bu kadının freni yok bunu anlayabiliyoruz da Hamenei başta olmak üzere, Rafsancani ve Kerrubi ile uzun yıllar arkadaşlık etmiş, dava arkadaşlığı yapmış, birlikte çalışmış üst seviye isimlerin de mi freni tutmuyor artık! Kerrubi sehven “diyar-ı baki”yi “diyar-ı fani” yazmış ya bu onun tahsilatının çürüklüğünün en önemli kanıtı oluyor Recebi’ye göre. Recebi yine soruyor: “Kerrubi din adamı mıdır, yoksa aydın mı? İranlı ahlakına mı sahiptir yoksa particilik ve iktidar susuzluğuna mı bulaşmıştır?”
İmam Humeyni hayattayken birisi kalksa böyle şeyler söyleseydi hali nice olurdu acaba? O zamanlar küçük bir çocuk olan Recebi, elindeki iktidarı korumak için işte böyle şeyler yapıyor ve onun büyükleri de bu can sıkıcı haylazlığa göz yumuyor!

Ahmedinejad hükümetinde sözcü olmuş İlham’ın karısı facianın büyüğünü sona saklamış. İran’da çok sevilen taklit mercei Ayetullahiluzma Sanei’ye ettiği hakaretler İran’dan umut kestirecek boyutta! Stalinizmin Talibanizmin ulaştığı seviye insanın kanını donduruyor!

Elimiz varmadığı halde bu bölümü tercüme edeceğiz ki selim akıl sahipleri facianın boyutlarını daha iyi anlayabilsinler:
 
Sanei, rüyasında ve hayalinde kendisini merce gören biri. Merce olmak ne, merce kim oysa! Kur’an hükümlerini “Batılı insan hakları” olarak tefsir eden ve ancak bu şartla kabul eden bir kimse. En büyük dinî gayreti ve amelinin mesajı radikal feminizmdir. İnsani ahlaktan öylesine nasipsiz bir kimse ki ülkemizin Müslüman ve yasal cumhurbaşkanına alçakça bir iftirada bulunabiliyor. (Sanei’nin Ahmedinejad’a “haramzade” dediği iftirası Ahmedinejad yandaşları tarafından yayılmış bir iftiraydı. Sanei'nin konuşmasının video görüntüleri yayınlandığında bu lafın anlattığı bir hikaye içinde geçtiği ve sözün Ahmedinejad için söylenmediği ispatlandığı halde Recebi aynı yalanı sürdürüyor! S. K) Eğer adalet ve kanun olsaydı kesinlikle şer’i hadle cezalandırılırdı. Bu, gerçek ve bağlı mercelere İslam karşıtı buğz, kin ve asabiyetle hakaret eden bir kimsedir. Bunda daha beteri, şunu ilan edebiliyor: “Muntazıri’yi savunuyorum diye bana nizama muhalif molla denmesinden iftihar duyarım.” Bunu, İslam karşıtı ve İmam Humeyni muhalifi olarak okuyun siz. Öyle bir kimse ki bu, mescidlerin boş kalmasından memnuniyet duyuyor. Camilerin boş kalması için halkın camilere gitmemesine fetva veriyor.
 
Sanei, Amerikan radyo televizyonu gibi halkı uydu yayınları izlemeye teşvik ediyor. Amerika’ya sığınmış devrim karşıtı kaçak Muhsin Sazgara’yı mütedeyyin biri olarak görüyor. (Devrim Muhafızları ordusunu kuran, devrimin öncü gençlerinden tarih doktoru Sazgara. İran’daydan hapislerde çürütülmek istendi, kalp krizi geçirdi ama rejimin zulmünden yakasını kurtaramadı. Sonunda selameti İran’dan hicret etmekte buldu./ S. K)
 
İmam Sadık’ın bin yıllık ilim havzasının yüzakı bu fertlerin varlığı nedeniyle tehdit altındadır. Hatemi, namazının kazaya kalmasıyla iftihar edebiliyorsa, kadınların elini sıkmakla şeriatı mezbahaya götürüyorsa ve buna rağmen bu facia karşısında hiçbir çığlık yükselmiyorsa sözkonusu kişiler ve onların günahları, boyunlarına sarılmış urganla hatırlı dostlarının yanına kadar gidebilirler.
 
Böyle uzuyor gidiyor Recebi’nin hakaretnamesi.

Bu hakaret, iftira ve ithamların en üst seviyede korunduğunu hatırlarsak İran’da neden bir rejim bunalımı yaşandığını da anlayabiliriz. Stalinist Talibanizm İran’ı ve İslam devrimini ele geçirmiş durumdadır. Böylesine tekfirci, gözleri dönmüş, kaba, nezaketsiz, asgari terbiyeden yoksun bir güruh İslam devrimini kapıp kaçırmış vaziyette. Şu hakaretler İmam Humeyni’nin sağlığında yapılabilir miydi? İmam Humeyni buna izin verir miydi?

Ahmedinejad hakkında “Ahmedinejad: Üçüncü binin mucizesi” adı altında kitap yazabilmiş biri bu Recebi! Bir yanda en acımasız baskıcı rejim özlemi, özgürlük karşıtı eda ve tavırlar, öte yanda hurafenin dibini bulmuş inançlarla İran’ı ele geçirmiş durumda Talibanizm!

Ama en kötüsü de bu anlayış Hamenei’den başlayarak iktidardaki tüm isimler tarafından korunup kollanıyor, cesaretlendiriliyor. Ensar-ı Hizbullah militanları özgürlük taleplerini bastırmak için sokaklarda Nazi SS’leri gibi avcılık yapıyor. Resmi Besiçler ve Devrim Muhafızları da onlara silahlı koruma sağlıyor.

Bu tablo bırakalım devrimci, İslamcı hassasiyetleri, mümince düşünmeye çalışan ortalama bir vicdanda hiç mi sıkıntı uyandırmaz?



14.Eki.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar