09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:06
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
“Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
 
 

Batılıların “popülizm” dedikleri siyaset üslubuna itirazımızın, kamu idaresinde toplumsal menfaati, yüksek fikirler ve çok seçenekli bakışaçısıyla temin etme kaygısını temel aldığını söyleyebiliriz.

Hal böyle olunca popülizm, yani “sıradan insan”ın beklenti, arzu ve taleplerini eksen alan (dikkat: karşılamayan değil, eksen alan!) siyaset tarzı pek makbul bulunmuyor. Çünkü sıradan insan kendi küçük dünyasının arzu ve beklentileriyle hayata baktığından, varsayıma göre, onun aklına ilk gelen düşünceler muhtemelen kendisini önceleyebiliyor ve toplumun ağırlıklı bölümünü dışta tutabiliyor.

Yine de bu, oy kullanarak idarecisini seçen “sıradan insan”ı küçümsemek ve onun beklentilerini yoksaymak anlamına gelmiyor kuşkusuz. Ama “sıradan insanın” bu anlam ve değeri, ülkenin ve toplumun bir bütün olarak onun algı düzeyine göre yönetilmesini, ülke yönetiminde bütün kararların onun isteği doğrultusunda alınmasını da gerektirmiyor.

Herşeye karşın siyasette sıradan insanın arzu ve beklentilerini karşılamakla yetinmeyerek onun algı dünyasını siyasal bakışaçısı haline getirmek gerektiğini düşünen ve bu algı dünyasını ülke yönetiminde tek ölçü kabul eden seçenekler var.

Mesela iktidardaki AK Parti’nin bu söylemle iktidara geldiğini ve yine görkemli iktidarını bu söylem sayesinde sürdürdüğünü değerlendirenlerin sayısı az değil. Fakat böyle düşünenlerin gözden kaçırdıkları önemli husus şu ki, AK Parti popülist bir iktidar olmasına rağmen Başbakan Erdoğan muhtelif toplantılarda yaptığı sürpriz çıkışlarla vatandaştaki popülist beklentiyi reddedebiliyor ve hiçbir siyasetçinin cesaret edemediği tavrı gösterip sıradan insanların taleplerine tepki gösterebiliyor. Erdoğan’ın o beklenmedik tepkileri olmasa iktidar tamamen popülizmin kontrolüne çoktan girmiş olurdu. Sanılanın aksine, Erdoğan kontrollü popülizm yapıyor.

O da çok iyi biliyor ki sözgelimi hasta haklarının gözetilmesinde bütün o duyarlılıklara ve taleplerin dikkate alınması yönündeki gerekliliklere karşın tıpta nasıl ki popülizm olamazsa ve sıradan insanın talebi doğrultusunda tedavi üretmek mümkün değilse kamu yönetiminde bu ilke haydi haydi geçerlidir.

Öyle olmasaydı dünyayı savaşa götüren faşizmin peşinden koşmuş kitlelerin tercihi saygıdeğer bulunur, bugün tarih, o tarihsel travmayı milli iradenin tecellisi bahsinde övgüyle anardı.

Popülizmin sefaleti, çoğunluğun hakikati temsil etmeyebileceği önermesi ile de doğrulanabilir. Kur’an’da sıkça tekrarlanan “ekserisi bilmez, anlamaz, farketmez, şuuruna varmaz” şeklindeki cümle kalıbı konunun felsefi temellerine ilişkin ilginç çıkarımlara kapı açıyor aslında.

Eğer çoğunluğun hakikati temsil ettiğine katıksız inanan popülizm matah bir şey olsaydı, hakikatin savunulması uğruna zalim Yezid’e karşı direndiği için acımasızca katledilen Hz. Hüseyin’in yaşadığı olay matem tutulan bir facia olarak değil, aşureler dağıtılarak kutlanan bir festival günü olarak değerlendirilirdi. Çünkü zalimler Hz. Hüseyin’le birlikte yetmiş küsur kişinin temsil ettiği hakikati katlederken yüzbinlerce Müslümanın kılı kıpırdamamıştı. Ama bir avuç insanın temsil ettiği hakikat, çoğunluğun aldırışsızlığına rağmen bugüne kadar eksiksiz gelebildi.

Fakat dikkat edilmelidir ki, popülizme karşı çıkan bazı siyasetler de bu kez elitlerin beklentilerini ülke idaresinde yegane ölçü kabul etmeye teşnedirler.

Bu elitler halkı cahil, anlayışsız, tercih kullanmaya ehil olmayan, kullandığı tercihlere itibar etmek gerekmeyen bir güruh sayar, hor ve hakir görürler. Oysa o elitlerin hakikati temsil ettiğini teyit edecek veri nedir? İyi eğitimli ve konularının uzmanı dahi olsalar en iyi ve en doğru tercihi yapabileceklerini kim iddia edebilir?

Gerçi asıl üzerine düşünülmesi gereken sorun, popülist siyasetlerin rekabetinden memlekete hayır gelip gelmeyeceği olmalıdır. Çünkü popülist siyaset ile elitist siyasetin her karşılaşmasında elitist politika ağır bir yenilgi almıştır, almaya devam edecektir. Ama ya popülist siyasetlerin yarışmasından doğacak hasarı ne yapacağız?

Popülist yarış bir defa başladığında bu, önü alınamaz bir kimyasal füzyonun tetiklenmesi gibidir ve sıradan insanın beklentilerine en fazlasını vermeye çalışan yöneticiler toplumun genelinin zararına da olsa bu yarışı insafsızca sürdürebilirler.

Zaman, popülist politikacıların (Chavez, Ahmedinejad, Erdoğan, Merkel, Sarkozy, Obama vs.) zamanıdır ve bu küresel dalganın Türkiye’deki yansımasını da muhtemelen genel seçimlerde yaşayacağız. Önümüzdeki genel seçimlerde popülist siyasetlerin yarışında Erdoğan’ın karşısına çıkacak popülist bir alternatif AK Parti’yi güç durumda bırakacak sonuçlar üretebilir. Genç Parti vakasının 2002’de meydana getirdiği tabloyu hatırlarsak mesela Sarıgül’ün de 2011 (veya 2010) seçimlerinde benzeri bir fotoğrafa neden olabileceğini bir kenara not etmeliyiz. Sarıgül, diğer politik alternatiflerin “hata”sına düşmek istemiyor ve memleketin hayrına olarak popülizme itiraz etmek yerine popülizm çıtasını yükseltmeye hazırlanıyor. Erdoğan’ın bu rakiple başetmesi ötekilerin üstesinden geldiği kadar kolay olmayacaktır.
 
Özgür Kocaeli gazetesi, 21 Ekim 2009


21.Eki.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar