İran Genelkurmay Başkanı Karadaği, 1978’in sonuna gelindiğinde milyonlarca İranlının caddelerde saltanat rejimi aleyhinde düzenlediği gösteriler karşısında ordunun halka giderek yabancılaşmasını işte bu sözlerle ifade ediyor hatıratında: “Kar gibi eriyeceğiz”
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şahın ordusu gibi olmadığını, milli bir ordu olduğunu söylerken Karadaği örneğinden haberdardı mutlaka. Halka karşı tavır içindeki İran ordusunun en azından komuta kademesi bakımından “kar gibi erimesi” gayet normal. Milli iradeye karşı çıkan ve duran her örneğin bundan başka bir akıbeti yaşamasını beklememek gerek.
Son gelişmelere göre Genelkurmay Karargahı’nda hazırlandığı kesinleşen “İrtica ile mücadele eylem planı” TSK’nın halk nezdindeki itibarının da kar gibi erimesine neden olabilir. O nedenle Genelkurmay bıçak sırtı bir kararın eşiğinde. Gerçi “İrtica ile mücadele eylem planı”nda imzası bulunan Kurmay Albay Dursun Çiçek’in olayın ilk aşamasında karargah dışında bir birimde görevlendirildiği ve son gelişmeler üzerine de hadisenin tekrar soruşturma konusu yapıldığı Genelkurmay’ın internet sitesinde açıklandı. Ama açıklamanın üslup ve muhtevasına iyi bakıldığında TSK’nın bu yaklaşımda çok da istekli olmadığı anlaşılabiliyor. Hatta Genelkurmay, meşru hükümete ve meşru bir sivil toplum kuruluşuna (Gülen Hareketi) karşı komplo düzenlemeyi en ince ayrıntısına kadar planlamış bu çalışmanın üzerine amansızca gitmek yerine belgenin medyaya sızdırılmasına tepki gösteriyor.
Bunlar, TSK’ya itibar kaybettirecek şeylerdir.
Orgeneral Başbuğ’un tabiriyle milli bir ordu olan TSK, onu komplocu ve komitacı yapacak tezgahların içinde yeralmakla milli irade karşısında ancak kar gibi erir. TSK’nın komuta kademesi, medyada bazı mihrakların orduya karşı psikolojik savaş yürüttüğü fikrine saplanıp kalmak yerine, hükümeti devirmek için kara propaganda planlayan mensuplarının üzerine gitmeli. Genelkurmay Başkanı, yanıbaşındaki personelin kendinden habersiz bazı planlar hazırlayıp uygulamaya sokmak için fırsatını kolladıklarını ima ediyorsa bu emir-komuta hiyerarşisi bakımından vahimdir. Yok eğer o personel, Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilinde bunları yaptıysa işte o zaman durum iyice çetrefilleşir. Başbakan Erdoğan, Pakistan gezisi sırasında Türkiye’ye dönünce bu meseleyi Genelkurmay Başkanı ile konuşacağını söylemiş. Bunun tercümesi, “Bu işin içinde sen var mısın?” sorusu sorulacak demektir. Genelkurmay açıklamasında ise bu belgenin medyaya sızdırılmasının “kurumlar arasında güvensizlik ortamının doğmasına neden olabileceği” ikazı yeralıyor. Bu da Erdoğan’a “bu işin içinde var mısın, eğer yoksan gereğini yap” mesajıdır.
Bu meselenin bir saray entrikası olmadığını TSK’nın anlaması gerekmez mi? Üstelik de kendisini İran’ın şah ordusuyla karşılaştırıp, saray ordusu değil milli ordu olduğunu deklare etmiş bir genelkurmay başkanı işin başındayken.
Komuta ettiği ordunun bazı birimleri Gülen Hareketi’ni suçlu göstermek için evlere silah bırakılması, medyada yalan haberler yapılması, iktidar partisinin bölünmesi için çaba gösterilmesi vs. gibi planlar içindeyken Genelkurmay Başkanı, kurumunun itibarını nasıl kurtaracak? Böyle bir ordunun milli ordu kalmasını nasıl sağlayacak? Ama en önemlisi, itibar ve güvenilirliği kar gibi eriyen bir ordu olmaktan kurtulup gerçekten milletin ordusu olma vasfını geri nasıl kazanacak?
Bunun bir tek yolu var. Genelkurmay, sivil yönetime karşı eylem hazırlığı içindeki bazı mensuplarını tereddütsüz bünyesinden çıkartmalı. Demokratikleşme kapsamında TSK ile ilgili reform ve yasal düzenlemelere kesinlikle itiraz etmemeli. Mesela Atatürk’ün dönemindeki gibi Genelkurmay tekrar Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı. MGK’da orduyu temsilen sadece Genelkurmay Başkanı bulunmalı. Ordunun ticaret yapması önlenmeli, anayasal düzen içinde özerk bir kurum gibi görünmesinin önüne geçilmeli. Darbe teşebbüsü kanıtlanmış her rütberden subay acilen ordudan ihraç edilmeli ve yargılanıp cezalandırılmalı.
Genelkurmay Başkanı eğer böyle tedbirleri kimseyi beklemeden kendisi hayata geçirmezse İran ordusu örneğinde görülen “kar gibi erime” kendi kurumunun da başına gelecektir. Orgeneral Başbuğ, milletine karşı komplo içinde bir ordu olamayacağını çıkıp ilan etmeli. Bu tür girişimler içindeki herkese karşı yasal işlem yapılması için bizzat kendisi suç duyurusunda bulunmalı. Askeri yargının bu olaydaki tarafgirliğini itira edip yargı rejimindeki reformlar içinde askeri yargının sadece disiplin suçlarıyla sınırlandırılmasını yine kendisi talep etmeli.
Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi için böyle cesur bir askere ihtiyaç var. Ordusunu kar gibi erimekten kurtaracak ve gerçekten milli ordu yapacak dirayetli bir general lazım TSK’nın başına.
27.Eki.2009