09 EYLÜL 2010
İSTANBUL, 11:43
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
 
 

Türkiye’nin 1923’te Lozan anlaşmasını imzalarken fiziksel varlığı koruyabilmek için kültürel kimliğinden vazgeçmeye razı olmak zorunda kaldığının epeyce kanıtı var. Kültürel kimlikten vazgeçmek zorunda kalmayı sadece Türkiye sınırları içinde Batılı hayat tarzını yerleştirmek için gerçekleştirilen reformlarla değil, asıl dışpolitikayı ilgilendiren cihetine bakarak anlamak mümkündür.

Türkiye, Lozan anlaşmasıyla bir anayurt kurtarmış olmakla birlikte, gerçekte imparatorluktan miras geniş vatan topraklarından vazgeçmeye mecbur kalmış ve hatta terkedilen o coğrafyayla organik ilişkiyi de sona erdirmiş oldu. Belki de terkedilen topraklarla tekrar organik ilişkiler kurma konusunda bile Ankara’nın karşısına çıkarılmış ağır koşullar vardı ve Türkiye anayurdu kurtarabilmek için bunları da kabul etmek zorunda kaldı.

Bugün bazı kesimler eski vatan coğrafyasıyla ilişkinin kopmasını mutlulukla karşılayacak denli bu topraklara yabancılaşmış olsalar da gerçek şudur ki, Balkanlardan, Kafkaslardan ve Ortadoğu’dan çekilerek küçücük bir alanda büzüşen 600 yıllık imparatorluk birikiminin kadroları mevcut hallerinden hiç de mutlu görünmüyorlardı. Daha Lozan’ın dumanı tüterken İran ve Irak’ın da dahil olduğu kritik Sadabad birliğinin kurulması, Afganistan’la derin ilişkiler içine girilmesi, İsrail devleti kurulmak üzere Filistin adım adım işgal edilirken Filistinlilerin protesto gösterileri sırasında Atatürk posterleri taşımasının Türkiye’de sarsıcı etkilere neden olması, Cumhurbaşkanı Bayar zamanında Kudüs meselesinin en önemli sorun olarak yakından takip edilmesi ve başka örnekler Lozan’da elde edilen ülkenin, temenni edilen ülke ile aynı olmadığını gösteriyor.

Fakat öyle oldu ki Anadolu’nun bağımsız bir ülke ve devlet olarak inşa edilebilmesi için pratik sebeplere dayanan ve razı olunmak zorunda kalınan bu karar (fiziksel varlığı korumak için kültürel kimlikten vazgeçmek) zaman içinde ülkedeki pozitivist/ateist siyasi kadroların elinde ülkenin ideolojisi haline getirildi. Amaç Türkiye’yi Müslümanlıktan uzak tutmak, hatta mümkünse (camilere kiliselerdeki gibi sıra konulması önerilerinde olduğu gibi) Hıristiyanlaştırmak veya Enver Hoca Arnavutluk’unu emsal alarak ateist yapmaktı.

Bu çevrelerin, icat ettikleri ideolojiye “kemalizm” adını verdiklerini biliyoruz.

Kemal Tahir ve Attila İlhan gibi önemli yazarların eserlerinde bu ideolojiye (kemalizm) yapılan itirazların en iyi örnekleri bulunabilir. Bu ve benzeri yazarlar, Kemalizm ideolojisinin memleketin kültürel kimliğini değiştirme girişimlerine karşı çıkarken de Mustafa Kemal’in ülkenin kültürel gerçeklerine dayalı anti-emperyalist savaşına dayandılar hep.

Sosyalist solun ağırlıklı bölümünün Avrupa aydınlanmasının taşıyıcısı olmak pahasına ateist/pozitivist kültüre saplanıp kalmasına karşın Dr. Hikmet Kıvılcımlı mesela, bu ülkenin kültürel gerçeğine yaslanan ve o kültürün diliyle konuşan sosyalizmi anlattı ömrü boyunca. Kıvılcımlı’nın Eyüp Sultan’da yaptığı konuşmanın (1957) hem komünizm propagandası, hem de laiklik karşıtı olarak dava konusu olması ne anlatmak istediğimizi açıklıkla ortaya koyuyor.

Şimdilerde Türkiye’nin rota mı değiştirdiği, yüzünü Batıdan Doğuya mı çevirdiği yönünde yapılan tartışmaları izlerken yukarıda verdiğimiz tarihsel arka planı gözönünde bulundurmakta yarar vardır.

Bu meyanda yapılan yorumlara bakınca, bunlardan bir kısmının, hâlâ 1923’teki zorunluluklar, zor koşullar ve boyun eğmek zorunda kalınan şartlarla mevcut durumu algıladıkları ve değişimi farketmedikleri görülüyor.

Ama ilk dönemdeki pozitivist/ateist kadroların bugünkü mirasçıları, şartların değiştiğini ve artık Türkiye’nin o günkü zorunluluklara boyun eğmek zorunda kalmayacak kadar güçlendiğini bildikleri halde ülkeyi İslam’dan uzak tutma ideolojisini ayakta tutmak için böyle davranıyorlar.

Yoksa meselenin, Türkiye’de bir din devleti icat etmek, belli bir dinî yoruma dayalı totaliter, otokratik ve oligarşik bir siyasi rejim kurmak olmadığını herkes biliyor.

Öyleyse asıl yapılmak istenen, bu ithamlarla Türkiye’nin kendi tarihsel ve kültürel gerçeği ile barışmasını, bu sayede de küresel bir güç haline gelmesini önlemektir. 

Türkiye’nin, Batı ile ilişkilerine devam ederken Doğularıyla da yakın temas geliştirmesinden hoşnut olmayan tek mahfil, İsrail’i kuran siyonist ideolojinin uluslararası lobisidir. Bu lobi, Türkiye’nin hiçbir şekilde menfaatlerinin kollanmasıyla ilgili değildir. Türkiye’nin Müslüman komşularından uzak, zayıf, cılız ve hükmedilebilir bir güç olarak kalmasını istediği ise açıktır.

Laik yaşam tarzının tehdit altında olduğunu zanneden kesimlerin işte bu lobinin kontrol ettiği çevrelerin propagandasının etkisi altında öyle düşündüklerini anlamaları gerekir.

O halde, Türkiye’nin İsrail’le yakın ilişki içinde olmasıyla laik rejimin korunması arasında neden doğrudan ilişki kurulduğu mutlaka sorgulanmalıdır.

Ergenekon meselesine konu olmuş sürecin yolunun Tel Aviv’e çıkması da hiç tesadüf değildir. Yoksa Ermeni iddialarına veya PKK’ya karşı İsrail’e ihtiyaç duyurulması gerçeğin üzerindeki kalın şaldır.
Özgür Kocaeli gazetesi, 4 Kasım 2009


5.Kasi.2009 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar
 
Son eklenen yazılar
  İşrakî Erdoğan’ın liderliğinde Meşşaî dışpolitika mimarisi / Kenan Çamurcu
  Fiziksel varlığı korumak için kültürel hüviyeti terketme zorunluluğu miadını doldururken / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (II) / Kenan Çamurcu
  Türkiye-İran: Hegemonik şemsiye değil, stratejik ittifak çatısı / Kenan Çamurcu
  “Milli Birlik Projesi” ve kavram dünyamızdaki tartışmasız kabüller / Kenan Çamurcu
  Dışpolitikanın entelektüel ilhamında yol ayrımı (I) / Kenan Çamurcu
  “Sıradan insan”ı eksen alan siyasetlerin rekabeti hayır getirir mi? / Kenan Çamurcu
  PKK aşiretinin isyancıları gurbetten dönüyor: Tartışmayı nasıl yapmalı? / Kenan Çamurcu
  “Doların ölümü" âkil Amerika’nın perestroyka cesareti için fırsat mı? / Kenan Çamurcu
  “Filozoflar başa geçmez ya da baştakiler felsefe yapmazsa” / Kenan Çamurcu
  Gülen Hareketi’nin ‘esfâr-ı selâse’si / Kenan Çamurcu
  CHP’nin iktidarla tek işbirliği halkın katılımını önlemede! / Kenan Çamurcu
  “Demokratik açılım”ın kimlik karmaşası / Kenan Çamurcu
  İnsanlık haysiyetine aykırı bir mesele olarak elindekiyle idare etmek / Kenan Çamurcu
  Şii hilalini tamamlayacak Sünni jeopolitikanın siyasi menbaı olarak Şam / Kenan Çamurcu
  Tüm Yazılar