31 TEMMUZ 2010
İSTANBUL, 14:33
 
ANASAYFA
DÜŞÜNCE
DİN
DIŞPOLİTİKA
SİYASET
TOPLUM
KÜLTÜR

İLETİŞİM
YAZARLAR
İnternet Sitenizi Kullanırken Özgür Müsünüz?
   
Kur’an’da çeşitli ayetlerde geçen “hacer”, “taş” demektir. Kelimenin çoğulu “ehcâr ve “hicâre”dir. Şu ayetlerde geçtiği gibi: “Değneğinle taşa (el-hacer) vur! demiştik.” (Bakara 60), “Artık kalpleriniz taşlar (el-hicâre) gibi yahut daha da katıdır.” (Bakara 74). “Hacir” (felis vezninde) ve “tahcîr”, bir yerin çevresinin taşla çevrili olmasına verilen isimdir. Etrafı taşla çevrili yere de “hicr” (ilm vezninde) denir. “Hicr-i Ka’be” (Hicr-i İsmail) tabiri, Tabersî’nin görüşüne göre, Tavaf sırasında oraya girilmesinin yasak olması nedeniyle kullanılmaktadır. Semûd kavminin ülkesine de aynı sebeple “Hicr” denmiştir: “Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.” (Hicr 80)
 
Bu itibarla “hicr”e “menetme” manası verilmiştir. Çünkü onda bir tür ağırlık vardır. Yine aynı şekilde, akla, kişiyi nefsin arzularından alıkoyduğu için “hicr” denmiştir: “Bunlarda akıl sahibi (hicr) için yemin yok mudur?” (Fecr 5). Harama da yasaklama yönüyle “hicr” adı verilmiştir: “Dediler ki: "Bu hayvanlarla ekinler haramdır (hicrun). Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez.” (En’âm 138)
 
Arapça’da şöyle denir: Filan kişi falan kişinin “hicr”idir. Yani ona engeldir ve onu malında ve diğer hallerinde tasarrufta bulunmaktan alıkoymaktadır. Kelimenin çoğulu “hucûr”dur. Şu ayette geçtiği gibi: “evlerinizde bulunan (hucûri-kum) üvey kızlarınız…” (Nisa 23). Yani “hicr”inizde, güvencenizde ve terbiyeniz altında bulunan üvey kızlarınız da size haram kılındı. (Müfredat)
 
“Hicr”e bazen akıl, bazen menetme ve bazen de haram manası verilmiştir. Fakat doğrusu, Râğıb’tan nakledilen ve hepsinin aynı kökten olduğunu söyleyen görüştür.
 
“Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.” (Hicr 80). Ayette geçen “Hicr halkı (ashâbu hicr)” Semûd kavmi, Salih peygamberin kavmidir. Tabersî der ki, bu isimlendirmenin sebebi, şehirlerinin adının “Hicr” olmasıdır. Ama bu ismin, yaşadıkları vadinin adı olduğunu söyleyen de vardır. Bana kalırsa Râğıb’ın görüşü daha güçlüdür. Zira “hicr”, taşlarla çevrili alandır. Onlar taşlara evler oydukları (nitekim ayetin devamında bundan sözedilmektedir) ve evleri de taşlarla çevrili olduğuna göre “Hicr halkı” şeklinde isimlendirilmeleri bu nedenle olmalıdır. Yani taşlarla kuşatılmış bir yerde yaşayan bir halktı.
“Melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün hiçbir müjde yoktur ve yasaktır, yasak (hicren mehcûra) diyeceklerdir.” (Furkan 22). Mecmeu’l-Beyân’da Halîl’den nakledildiğine göre, cahiliyet döneminde bir kimse haram ayda birini gördüğü ve onu öldürmekten korktuğunda “hicren, mehcûra!” derdi. Yani “Seni öldürmek bana haramdır!” Ayette kasdedilen ise şudur: İnsanlar kıyamet günü melekleri gördüklerinde bu kelimenin kendi lehlerine olduğunu sanıp onu meleklere söyleyeceklerdir. Râğıb da aynı görüşü savunur.
 
Bendeniz, burada kasdedilenin, kafirlerin dile getirdiği umutsuzluk olduğuna ihtimal veriyorum. Yani şöyle: Melekleri gördükleri gün, işte o gün, günahkarlara herhangi bir müjde yoktur ve derler ki: Allah’ın rahmeti bize kesin olarak haram kılındı ve biz ondan mahrum kaldık… Tıpkı şu ayette geçtiği gibi: “Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur.” (İbrahim 21). Bu ifadeyi teyid eden bir diğer delil de, iki deniz arasına konan ve ortadan kaldırılma ihtimali bulunmayan engel hakkında geçen şu cümledir: “Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır (hicren mehcûra) koyan O`dur.” (Furkan 53). Ayetteki “mehcûr”, “hicr”in sıfatıdır ve onu vurgulu hale getirmektedir.
 
Bizim konu ettiğimiz ihtimali güçlendiren ve Halil’in görüşünü zayıflatan nokta, bu sözün sadece cahiliyet dönemindeki insanlar tarafından kullanılmış olmasına karşın ayetin Arap veya Arap olmayan tüm günahkarları kapsayacak şekilde mutlak mana ifade etmesidir.
 
“… yakıtı, insan ve taşlar (el-hicâre) olan cehennem ateşinden sakının.” (Bakara 24). Burada bahsedilen “taşlar”dan murad nedir? El-Mîzan ve el-Menâr, “Siz ve Allah`ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.“ (Enbiya 98) ayetine dayanarak buradaki “taşlar (el-hicâre)” kelimesiyle ibadet edilen putların kasdedildiğini söyler. Bu görüşü başkaları da muhtemel görmüşlerdir. “Taşlar (hicâre)” karinesine bakarak bu ayette geçen “taptığınız şeyler (mâ ta’budûn)” ifadesinin cansız mabudlar olduğu söylenmelidir. Bu durumda bu iki ayet cansız putlar hakkında olmalıdır. Böyle olmasa bile, inek vs. kabilinden canlı mabudlar da ateşe girmelerine engel değildir. Özellikle de ayetin hitap ettiği ve heykellere tapan cahiliyet dönemi halkının.
 
Bütün bunlarla birlikte, “yakıtı, insan ve taşlar olan” (Bakara 24, Tahrim 6) ifadesi dikkat çekicidir ve belki de başka bir anlamı vardır.
 
“Hani demişlerdi ki, Allahım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!” (Enfal 32). Gökten taş yağması, bir doğa olayı olan meteor yağmurudur ve geceleri ışık bantları gibi görünüp kaybolurlar. Bütün gök taşları atmosferin üst tabakalarında patlarlar ve büyük olanlarının çoğu kimi zaman yeryüzüne düşer. Bu taşların bir kısmı bugün müzelerde sergilenmektedir. Ayet-i kerimeden anlaşılan odur ki, insanlar o dönemde bu taşlardan haberdardılar. Böyle olmasaydı “üzerimize gökten taş yağdır” demezlerdi.


31.May.2007 

YORUMLAR (0)

Bu yazı için hiç yorum gönderilmemiş.
Araçlar
Mail Gönder
Arkadaşıma Gönder
Yazıcıya Gönder
Yorum Yaz
Tüm Yorumlar